Cezayir: Osmanlı’nın kesik kolu
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun ve beraberindeki heyet Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundu. Çeşitli anlaşmalar imzalandı, görüşmeler birbirini kovaladı ve kadim Türkiye-Cezayir ilişkileri yeniden ivme kazandı.
Bu vesileyle Cezayir’in bizim tarihimizle kadim bağlarını ortaya seren yakın geçmişine bir göz atalım mı?
Burası Cezayir, ey çöl,
Develerin, binlerce yıl taşıdığı, atalardan
Kişiliğim ey çıngırak.
Ey hurma, tadın yok gayri
Nice saklasam yalnızlığını
Koyu yeşilliğini büyütsen nice
Ey hurma, elim ayağım acı.
Nasıl haykırıyor çiğnenmiş kumlar duyuyor musun?
Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Cezayir türküsünden alınan bu mısralarda Osmanlı gittikten sonra “Babasız” kalmış bir halkın çiğnenen onuru dile geliyordu.
1962 senesinde Cezayir bağımsızlığına kavuşmuşsa da, işgal öncesindeki günlerine özlemi her fırsatta yeniden hortlatmıştır. O kadar ki zamanın Cezayir Devlet Başkanı Abdülaziz Buteflika’nın 2005 yılında ‘yeni bir Osmanlı Milletler Topluluğu teklifi’ni bu çerçevede değerlendirmekte fayda var.
Kapdan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa 1519’da Cezayir’i başka türlü koruyamayacağını görerek Yavuz Sultan Selim’e başvurup Osmanlı Devleti’nin gölgesine sığınmak istediğini bildirir. Bu tarihten Fransa’nın işgaline kadar Cezayir, Osmanlı’nın İspanya, Portekiz ve Venedik’i Akdeniz’de durduran, gerektiğinde haddini bildiren bükülmez kolu haline gelir. Bir süre sonra Barbaros, Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği üzerine Kaptan-ı Deryalığa getirilir. Böylece Cezayir’e “Sultan Cezayir” denilir, yani Osmanlı Devleti’nin en batıdaki kolunun başı.
Asırlar asırları kovalar ve 1830’un 13........
