menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Enerji dönüşümünde Türkiye’nin asıl sınavı sahada

15 0
previous day

Türkiye’nin enerji dönüşümünde tablo netleşiyor. Hedefler kâğıt üzerinde büyük, ancak asıl sınav sahada verilecek. SHURA’nın 2025 değerlendirmesi, yenilenebilirde yakalanan ivmeye rağmen şebeke, esneklik ve uygulama kapasitesi güçlendirilmeden dönüşümün sürdürülemeyeceğini ortaya koyuyor. 2026, hedeflerin değil icraatın yılı olmak zorunda.

Türkiye enerji dönüşümünde kritik bir eşiğe gelmiş durumda. Kurulu güç artıyor, yenilenebilirin payı yükseliyor, yeni ihaleler ve yatırımlar tabloyu ilk bakışta olumlu gösteriyor. Ancak resmin tamamına yakından bakıldığında, dönüşümün önündeki asıl sınavın hedef koymak değil, bu hedefl eri hayata geçirecek uygulama kapasitesini inşa etmek olduğu görülüyor.

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi tarafından açıklanan Türkiye’nin Enerji Dönüşümü 2025 Değerlendirmesi ve 2026 Projeksiyonu, tam da bu noktaya işaret ediyor. Yenilenebilir enerjide güçlü bir ivme yakalayan Türkiye için artık belirleyici olan; şebeke yatırımları, esneklik mekanizmaları, depolama, elektrifikasyon ve finansman başlıklarında aynı hızın sağlanıp sağlanamayacağı. 2026, söylemlerin değil, sahadaki kapasitenin test edileceği yıl olarak öne çıkıyor.

Enerji dönüşümü sadece iklim politikası başlığı değil

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman, enerji dönüşümünü artık yalnızca iklim politikalarının bir başlığı olarak değil, jeopolitik gelişmeler, güvenlik ve ekonomik dayanıklılık ekseninde birlikte değerlendirmek gerektiğini ifade ediyor. Küresel ölçekte artan belirsizliklere rağmen güneş ve rüzgâr başta olmak üzere temiz enerji yatırımlarının büyümeye devam ettiğinin altını çizen Hakman, “Artık mesele yalnızca karbonu azaltmak değil. Yeni dönemde enerji dönüşümü artık jeopolitik bağımsızlık, ekonomik dayanıklılık ve toplumsal adalet kesişiminde tanımlanıyor. Enerji politikaları çevre başlığının sınırlarını aşarak dış politika, sanayi stratejisi ve ticaret politikalarının merkezine yerleşmiş durumda” yorumunu yapıyor.

COP31’in Türkiye açısından stratejik önemine de işaret eden Hakman, böylesi bir dönemde düzenlenecek zirvenin yalnızca iklim müzakeresi değil, aynı zamanda finansman, teknoloji ve ticaret boyutlarıyla da önemli sonuçlar doğurabileceğini söylüyor.

Hedefler değil, uygulama kapasitesi büyütülmeli

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ ise geçen yıl Türkiye’nin enerji dönüşümü gündeminde enerji talebi artışı, yenilenebilir enerji kurulu gücündeki yüksek ivme, depolama ve esneklik mekanizmalarına yönelik atılan somut adımlar ve elektrik şebekesi yatırımları finansmanının öne çıktığını söylüyor.

Sistem esnekliğinin test edildiği, geleceğin piyasa tasarımının temellerinin atıldığı ve dönüşümün altyapısının şekillendiğini belirten Bağ, 2026’nın Türkiye’nin enerji dönüşümünde hedefl eri değil, uygulama kapasitesini büyüttüğü yıl olması gerektiğinin altını çiziyor.

Bağ şu yorumları yapıyor: “Türkiye, 40 GW olan güneş ve rüzgâr enerjisi kurulu gücünü 2035 yılına kadar 3 katına çıkarmayı hedefl iyor. Hedef iddialı ancak mevcut kurulu güç artış hızı Türkiye’nin bu hedefe ulaşma konusunda doğru bir patikaya girdiğini gösteriyor. Hedefe ulaşabilmek için önümüzdeki 10 yıl boyunca yıllık ortalama 8 GW düzeyinde güneş ve rüzgâr enerjisi kurulumu........

© Ekonomim