menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bebek’te kurulan şantaj düzeneği ve sessiz kalan sorular

48 0
previous day

Bebek Otel merkezli yürütülen uyuşturucu ve fuhuş soruşturması, basit bir adli dosyanın çok ötesine geçti. Soruşturma kapsamında tutuklanan Muzaffer Yıldırım’a ait rezidansta ele geçirilen şifreli diskler, kasetler ve arşiv, Türkiye’nin yakın dönem karar mekanizmalarını bile gölgeleme potansiyeline sahip bir şantaj mimarisine işaret ediyor.

Ortaya saçılan iddialar vahim:
• Rezidansın kumarhane gibi kullanıldığı, görüntülerin gizlice kaydedildiği,
• Uyuşturucu ve fuhuş partilerinin arşivlendiği,
• Ünlü isimlerin, otel koridor–oda giriş çıkışlarının dahi kayıt altına alındığı,
• Siber birimlerin şifreleri kırarak görüntüleri deşifre ettiği,
• Ve en kritik başlık: Bu kayıtların yurt dışına servis edilip edilmediğinin araştırıldığı…

BİRİNCİ SORU ŞU : BU ARŞİV NE İÇİN TUTULDU?

Bu çapta, sistematik ve katmanlı bir kayıt düzeni “hatıra” için tutulmaz. Şantaj, baskı, yönlendirme ve koruma kalkanı olmadan böyle bir arşivin rasyonel izahı yoktur. O arşive girenlerin kim olduğu, hangi sıfatlarla orada bulunduğu ve hangi karar anlarında bu görüntülerin devreye sokulmuş olabileceği artık meşru bir sorgudur.
Devlet adamları, yargı mensupları, kritik iş insanları… İddialar doğruysa, etki alanı yalnızca magazin değil; kamu düzeni ve hukukun tarafsızlığıdır.

İKİNCİ SORU BU KADAR AÇIK BIR TUZAK NASIL GÖRÜLMEZ?

“Size bu kadar ‘rahat’ bir imkân sunuluyorsa, bunun bedelsiz olmayacağını nasıl öngöremezsiniz?”
Lüks, gizlilik, VIP ayrıcalık… Bunların hepsi kamera demektir. Kayıt demektir. Günün birinde açılacak dosya demektir.
Bu sorumsuzluğun bedelini kim ödedi? Eğer kayıtlar karar süreçlerinde kullanıldıysa, bedeli millet ödedi.

ÜÇÜNCÜ SORU HANGİ DOSYALAR NEREDE DURDU?

Asıl karanlık başlık burada başlıyor.
• Hangi soruşturmalar yavaşladı?
• Hangi dosyalar rafa kalktı?
• Kimler dokunulmaz hale geldi?
Bu soruların cevabı yoksa bile, sorulması artık kaçınılmazdır. Çünkü şantaj arşivi iddiası, tekil suçtan çok yapısal bir tehdittir.

BU BİR OTEL SKANDALI DEĞİL BİR SİSTEM TESTİDİR

Bu dosya, “kim gitti–kim geldi” dedikodusundan ibaret değildir. Bu dosya, devletin reflekslerini, yargının cesaretini, medyanın dürüstlüğünü test eder.
Eğer bu arşiv, birilerini korudu, birilerini susturdu, birilerini yönlendirdiyse; mesele yalnızca bir rezidans değil, ülkenin karar damarlarıdır.

Ve son cümle şudur:
Bu kayıtlar kimde, kim için, ne zaman kullanıldı?
Cevap verilmeden bu ülke rahat edemez.

/////////////////////////////////////////////////////


ACIYI YARIŞTIRMAYALIM MI?
HAYIR, YARIŞTIRACAĞIZ

Sözcü TV ekranlarında bir konuşma…
Sözler titrek, ses duygulu, stüdyo hüzünlü.
Tuncer Bakırhan anlatıyor; “toprağın altında olanları”, “acıları”, “babası cezaevinde olan çocukları”…
Ve sonra o cümle geliyor: “Acıları yarıştırmayalım.”

Hayır.
Tam da burada durup itiraz ediyoruz.
Yarıştıracağız.

Çünkü o stüdyoda “toprağın altında” diye ağlanılanların kim olduğu meselesi, bu........

© Diriliş Postası