Ankara’nın Lübnan-Suriye bütünleşmesini öngören çalışması Avrupa başkentlerini alarma geçirdi!
Ömür Çelikdönmez yazdı…
Ankara’nın Lübnan-Suriye bütünleşmesini öngören çalışması Avrupa başkentlerini alarma geçirdi!
Malûmunuz, savaş ve seferberlik planlarının hazırlanması, güncellenmesi ve kurumlar arası koordinasyonu esas itibarıyla Türk Genelkurmay Başkanlığı bünyesindeki Genelkurmay Harekât Başkanlığı tarafından yürütülmektedir.
Bu çerçevede Ankara’nın Levant sahasında ortaya çıkabilecek muhtemel jeopolitik gelişmeleri farklı senaryolar üzerinden değerlendirdiği ve buna ilişkin stratejik etütler yürüttüğü söylenebilir.
Dolayısıyla Lübnan ile Suriye arasında ortaya çıkabilecek olası bir bütünleşme ihtimalinin Türk güvenlik bürokrasisinin planlama perspektifi dışında kaldığını düşünmek pek mümkün değildir.
Devlet aklı, bölgesel güç dengelerini etkileyebilecek her ihtimali önceden analiz eder; riskleri ve fırsatları tespit eder ve buna göre diplomatik ile askerî seçenekleri masada tutar.
Bu bakımdan Levant hattında şekillenebilecek olası bir Lübnan-Suriye yakınlaşmasının Ankara’daki stratejik planlama süreçlerinde çeşitli senaryolar çerçevesinde ele alınması son derece doğaldır.
Türkiye’nin Cumhur İttifakı bileşeni Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli’ye atfen, Lübnan-Suriye bütünleşmesiyle ilgili yapılan açıklamanın gerekçesini ortaya koymak önemlidir.
Bahçeli’nin son dönemdeki değerlendirmelerini doğru anlamak için bölgedeki askeri hareketliliğe ve son jeopolitik gelişmelere bakmak gerekir.
Devlet Bahçeli'nin açıklaması Macron sebebiyle…
Emmanuel Macron, 3 Mart Salı günü yaptığı açıklamada Fransa’nın Charles de Gaulle uçak gemisini Akdeniz’e gönderdiğini duyurmuştu. Macron, ulusa televizyon aracılığıyla seslendiği konuşmasında, Orta Doğu’da giderek tırmanan kriz nedeniyle deniz ticaret yollarının güvenliğinin tehlikeye girdiğini ve bu nedenle uluslararası bir koalisyon oluşturulması için çalıştıklarını ifade etmişti.
Macron’a göre özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapanması ihtimali ile Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz üzerinden geçen deniz ticaret hatlarının genişleyen çatışma ortamı nedeniyle tehdit altına girmesi, Fransa’yı askeri tedbir almaya zorladı.
Fransa’nın bölgeye yönelik askeri konuşlandırmasının resmi gerekçeleri ise birkaç başlıkta toplandı: Kıbrıs’a yönelik drone saldırıları, İran-ABD İsrail hattında tırmanan gerilimin Akdeniz’e yayılma riski, deniz ticaret yollarının güvenliğinin sağlanması ve Avrupa dayanışmasının gösterilmesi.
Paris yönetimi bu kapsamda yalnızca uçak gemisini göndermekle yetinmedi; daha geniş bir askeri filo konuşlandırdı. Buna göre Doğu Akdeniz’e bir uçak gemisinin yanı sıra sekiz savaş gemisi, çeşitli hava savunma unsurları ve Dassault Rafale savaş uçakları sevk edildi.
Bu tablo, Doğu Akdeniz’deki askeri hareketliliğin yalnızca bölgesel bir kriz değil, aynı zamanda büyük güç rekabetinin yeni bir safhasının işareti. Bu nedenle gelişmeler yalnızca Fransa ile sınırlı kalmadı.
Avrupa'nın şımarık veledi Yunanistan da Doğu Akdeniz’deki askeri varlığını artırarak Pafos Hava Üssü’ne dört adet F-16 savaş uçağı gönderdi. Ayrıca Yunan donanmasına ait Kimon ve Psara fırkateynleri, füze veya insansız hava araçlarına karşı savunma göreviyle Kıbrıs açıklarında devriye faaliyetlerine başladı.
Doğu Akdeniz’de güç dengesi: Türkiye’nin Kıbrıs’a uçak sevkiyatı, Ortadoğu kriziyle paralel…
Türkiye, Doğu Akdeniz’deki artan gerilim ve bölgesel güvenlik kaygıları doğrultusunda Kıbrıs’a savaş uçakları gönderdi. Bu adım, özellikle Akdeniz’deki enerji hatları, deniz ticaret yolları ve bölgedeki askeri hareketliliğe karşı caydırıcı bir önlem olarak........
