Milli ekonomi: Güçlü ve büyük Türkiye’nin omurgası
E. Yarbay Halil Mert yazdı;
MİLLÎ EKONOMİ: GÜÇLÜ VE BÜYÜK TÜRKİYE'NİN OMURGASI
Milli Gücün Mihengi; Tam Bağımsız ve Güçlü Ekonomi
"Çalışan, Üreten, Tasarruf Eden ve Birlik İçinde Hareket Eden Milletler Kazanır."
Bir devletin uluslararası arenada söz sahibi olması, askeri ve siyasi ağırlığını koruyabilmesi, her şeyden önce milli ve güçlü bir ekonomiyle mümkündür. Milli güç, sadece orduların gücüyle değil; o orduları, teknolojiyi ve toplumu ayakta tutan ekonomik bağımsızlıkla ölçülür. Tam bağımsız bir Türkiye vizyonunun temel taşı da tam olarak buradan geçer: Kendi kendine yeten, üreten ve küresel dengeleri yöneten bir ekonomik yapı.
1. Üretimin Temeli: Alın Teri ve Tasarruf Bilinci
Güçlü bir ekonominin inşasında ilk adım, fedakârlık ve amansız bir çalışma disiplinidir. Mucizeler beklemek yerine, toplumun her kesimiyle yerli ve milli üretimi bir hayat felsefesi haline getirmemiz gerekir.
Türk milletinin yeniden büyük hedeflere ulaşmasının ilk şartı çok çalışmaktır. Ecdadımız boşuna söylememiştir: "İşleyen demir ışıldar."
Milletlerin zenginliği yer altındaki madenlerden önce insanlarının çalışkanlığından gelir. Hiçbir millet tembellikle kalkınmamıştır. Hiçbir toplum tüketerek zenginleşmemiştir. Üreten milletler yükselmiş, sadece tüketen milletler ise başkalarına bağımlı hale gelmiştir. Bu nedenle gençlerimize çalışma ahlâkını, üretim kültürünü ve girişimcilik ruhunu yeniden kazandırmak zorundayız.
Yerli ve Millî Üretim Bir Tercih Değil Mecburiyettir. Bugün ekonomik bağımsızlığın temel şartı yerli ve millî üretimdir. Savunma sanayiinde son yıllarda elde edilen başarılar bunun en somut örneklerinden biridir. Kendi İHA'sını, SİHA'sını, gemisini, füzesini ve elektronik sistemlerini üreten Türkiye, dış baskılara karşı daha dirençli hale gelmiştir.
Aynı anlayışın; Tarımda, Enerjide, Yazılımda, Yapay zekâda, Elektronikte, Makine sanayiinde, İlaç sektöründe, Ulaştırma sistemlerinde de uygulanması gerekmektedir. Yerli üretim sadece ekonomik kazanç sağlamaz. Aynı zamanda istihdam oluşturur, bilgi birikimi oluşturur, teknolojik gelişmeyi hızlandırır ve ülkenin stratejik bağımsızlığını güçlendirir.
Ancak sadece üretmek yetmez; üretilen değerin doğru yönetilmesi, yani tasarruf edilmesi şarttır. Bir zamanların YERLİ MALI HAFTALARI’nı da hatırlatırım.
Ecdadımızın çok isabetli bir şekilde ifade ettiği gibi: "İşten artmaz, dişten artar." sözü de yol göstericidir. Ne kadar çok kazanırsak kazanalım, tüketim çılgınlığına kapılır ve milli servetimizi lükse, israfa ve ithalata kurban edersek kalıcı bir sermaye büyümesi sağlayamayız. Gerçek ekonomik bağımsızlık, elimizdekini yatırıma dönüştürmekten geçer. İsraf eden toplumlar fakirleşir. Tasarruf eden ve yatırım yapan toplumlar ise güçlenir.
2. Tarihsel Kalkınma Modelleri ve Türkiye'nin Yeni Yüzyıl Vizyonu
Tarih, doğru stratejilerle küllerinden doğan ve devleşen milletlerin örnekleriyle doludur. Ülkelerin kalkınma süreçlerine baktığımızda, her dönemin kendi ruhuna uygun bir seferberlik gerektirdiğini görürüz:
Almanya’nın 1930'lardaki Kalkınması: Büyük buhran ve borç batağı içindeki Almanya, dışa bağımlılığı keserek "kendi kendine yetme" (otarki) modelini benimsemiştir. Ülke çapında başlatılan altyapı (otoban ağları), devasa sanayi atılımları ve istihdam seferberliği ile işsizlik sıfırlanmış, ekonomi ayağa........
