We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Laiklik ilkesi, muhalefet partilerinin ‘kırmızı çizgilerinden’ biri mi?

34 0 0
19.08.2021

Geçen yıl başlayıp yarım bıraktığım ‘Hükümet biçimleri ve demokratikleşmeleri‘ konulu yazı dizisinin sekizi, Osmanlı-Türk anayasacılığında laikleşme ve laiklik uygulamaları üzerineydi. ‘Türban yasakları nasıl tartışılmıştı’ , Laiklik neden önemli ve zor bir konu, ‘Devlet bekası ve laiklik‘, ‘Osmanlı-Türk laikleşmesi‘, ‘Osmanlı’dan Laik Cumhuriyete giden yol, ‘Laik Cumhuriyet laik miydi?‘, ‘Laikleşme macerasında Türkçe ezan‘, ‘12 Eylülcülerin laiklik anlayışı‘.

Bunlar, konuyu merak eden ve bugüne dek fazlaca ilgilenmemiş okura yönelikti, muhtelif sorular sorup, her sorunun farklı yanıtları olabileceğini anlatmaya çalışıyordu. Aynı konuda kaleme aldığım diğerler yazılarda da genellikle basit, akılda kalma ihtimali daha yüksek bazı sorular yöneltmeyi denedim. Örneğin, “Bir hukuk kuralının konulması ve uygulanmasında referans, laik/seküler hukuk kuralları mı, yoksa herhangi bir inancın gerekleri mi olacak?” Soru basit, ancak yanıt hem çok kolay hem o kadar kolay değildi; burası Türkiye olduğu için!

Neden, ‘Burası Türkiye olduğu için’ peki? Yalnızca tarihsel yükü çok olduğu, yalnızca teokratik niteliği baskın bir imparatorluk bakiyesinden laik cumhuriyet doğduğu, yalnızca Diyanet’in varlığı ya da yalnızca son yıllardaki siyasal İslamcı uygulamaların ülkeyi getirdiği yer nedeniyle değil. Hepsi bir arada ve bana kalırsa bir de ülkedeki tartışamama, kalabalıklarca çok sevilen sloganları ‘görüş’ kabul etme ‘kötü huyu‘ nedeniyle. Oysa o kalabalıkların çok hoşuna gidecek ve sarf edene kısa vadeli prestij kazandıracak cümlelerin, genellikle hiçbir dönüştürücü etkisi yok.

Şu günlerde ‘Taliban‘ nedeniyle yeniden yoğun bir laiklik övgüsü başladı kamuoyunda ve muhalif siyasetçilerin bir kısmında. Bence hiç fena bir gelişme değil bu, ancak aynı sözler yinelendiği sürece faydası olmuyor, bugüne dek olmadığı ve bundan sonra da olmayacağı gibi. Türkiye’nin, ‘Türkiye laiktir laik kalacak‘ sloganı sarf edilirken bu noktaya geldiğini ihmal etmemekte yarar var. Demek ki başka bir dert var, demek ki sevdiğimiz ezberleri yinelediğimizde olumlu bir sonuç alınamıyor, demek ki…

Bazı gerçekleri ve soruları bıktırana dek yinelemekten yanayım: Yeryüzünde laik-seküler olmayan bir demokratik sistem yok. Yüzyıllar boyu süren mücadelenin, dökülen onca kan ve çekilen acıların sonucu. Bir diğer gerçek ise, laik-seküler sistemlerin uygulamaları arasında farklar olduğu. Farkların kaynağı, hemen her zaman tarihsel gerekçeler, gelenekler.

Ne Norveç İngiltere’ye, ne Türkiye Yunanistan ya da İspanya’ya tam olarak benzer, mümkün de değil böyle bir şey. Örneğin laikliğin mucidi sayılan Fransız için ABD başkanının göreve başlarken kutsal kitaba el koyup yemin etmesi yadırgatıcıdır; bir ABD’li için de Norveç kralının Luteryan olma şartı; devlet başkanı Anglikan Kilisesi’nin başı olan İngiliz de, Türkiye’deki Diyanet’e anlam veremeyebilir.

Buna mukabil, ülkeler arasında ortak noktalar da var ki, onları laik-seküler sözcükleriyle tanımlamak mümkün hale geliyor. Örneğin, yine tarihsel/geleneksel istisnaları bir yana bırakırsak, laik hukuk sistemlerinde yönetime ilişkin kuralların ve uygulamanın kaynağı dinsel olamaz. Kural/uygulama, referansını dinden almaz. Toprağımızda bu ilke, o esnada siyasi gerekçelerle adı konulmamış olsa da, 1921’de ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir‘ cümlesiyle kabul edildi. ‘Millet‘ Fransız Devrimi’nin icadıydı. 1789 Devrimi, egemenliğin kaynağını........

© Diken


Get it on Google Play