menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakkari Yüksekova'dan bir ses

20 1
08.02.2026

Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde yaşayan bir genç var.

Buğlem Çağatay. 20 yaşında.

Ben oraya konuşma yapmaya gittiğimde tanışmıştık.

Sonra yazdıklarımı okumaya başlamış.

Her yazıdan sonra mesaj atıyor, uzun uzun yazıyor ve yazılarımı sindirerek okuduğunu söylüyor.

Bugün size onun güzel mesajlarından bahsedeceğim müsadenizle.

Bakın ben bu yazıyı övünmek için değil, Buğlem beni övüyor diye hiç değil, bu ülkede gençlerle ilgili söylenenlere pek katılmıyorum diye yazma ihtiyacı duydum.

“Gençler artık tembel.”

“Gençler artık ilgisiz.”

“Gençler artık okumuyor.”

“Gençler artık düşünmüyor.”

Hiçbirine ve dahasına gerçekten katılmıyorum.

Buğlem bir yazımı okumuş ve diyor ki:

“Paranın bir amaç değil sadece bir araç olduğunu bu kadar sade ama güçlü bir dille anlatman beni uzun uzun düşündürdü Mehmet abimmm. Günlük hayatın koşuşturması, kaygılar ve hedefler arasında insanın bunu unutması çok kolay ama yazın insanı bir an durup hem hayata hem de kendine başka bir yerden bakmaya zorluyor.”

Dikkat edin lütfen. Koşuşturmanın da farkına, kaygıların da farkında, bol bol düşünüyor ve okurken kendi bakış açısını bile sorguladığını söylüyor.

20 yaşında.

Yüksekova’dan.

Bir başka mesajında da şöyle yazmış:

Ben olaylara hep ‘Bugün ne kazanırım’ diye değil, ‘10 yıl sonra buradan nasıl bir etki çıkar’ diye bakıyorum. SWOT analizi yazın da bu yüzden bana çok şey düşündürdü. Güçlü ve zayıf yanları sadece tespit etmek değil, onları doğru zamanda doğru hamleye çevirmek lâzım.”

Düşünün lütfen…

Bu cümleyi bir MBA öğrencisi yazmadı, bir danışmanlık şirketi raporu da değil bu, bir iş insanının sözleri de değil bunlar.

Hakkari Yüksekova’dan 20 yaşında bir genç yazıyor bunları.

Ve devam ediyor…

Ben kendi yolumu çizerken hatalarımdan kaçmak yerine, onları avantaja çevirmeyi öğrenmek istiyorum.

Geçenlerde Instagram’da psikiyatr Viktor Frankl’ın siyah-beyaz bir videosuna rastlamıştım.

1972’de Toronto’da Youth Corps’ta gençlere konuşurken kaydedilmiş.

Diyor ki: “Pilot uçağı tam hedefe doğrultmak yerine rüzgârı da hesaba katarak biraz daha yukarıya nişan almalı, aksi halde doğru yöne gitse bile uçak hedefi ıskalar.”

Sonra ekliyor: “Aynı uçak hikayesinde olduğu gibi, insanlara da sadece oldukları yerden bakarsak orada kalırlar. Ama onları olabilecekleri yerden, yani biraz daha yukarıdan görüp onlardan daha iyisini bekleyerek yaklaşırsak, onları daha iyi bir potansiyele doğru çekeriz.

Ve üçüncü bir şey daha söylüyor Frankl: “Etiketlenen ya da sorunlu denilen gençlerin bile içinde mutlaka bir anlam arayışı kıvılcımı vardır. Asıl belirleyici olan, o kıvılcımı görüp görmediğimiz ve ona ‘Ben sende bunu görüyorum‘ deyip demediğimizdir.”

Ben Buğlem’de o kıvılcımı görüyorum.

Bir yazımdan sonra da şöyle yazmış Buğlem:

Bir yerin ancak insanla, niyetle ve hayatla anlam kazandığını bu kadar sade ama bu kadar güçlü anlatabilmen çok kıymetli. ‘Burada ne inşa edelim?’ sorusundan önce ‘Burada nasıl bir yaşam filizlenir?‘ diye bakmak, bence gerçek şehircilik ve gerçek liderlik olmalı.”

Sonra devam etmiş:

Okurken şunu düşündüm: Bir alanı dönüştürmek aslında bir bakış açısını dönüştürmekle başlıyor. Kârlı olanı değil, anlamlı olanı seçme cesareti her zaman herkeste olmuyor.

Ve bir de şu cümle geliyor:

Okudukça insan ‘Ben de bulunduğum yerde nasıl hayat başlatabilirim?‘ diye sormadan edemiyor.

İşte Frankl’ın dediği kıvılcım bu.

İnsanların içindeki anlam arayışı, birinin onu görmesi ve “Ben sende bunu görüyorum” demesi.

Babam derdi ki: “Bir insanın gerçek değeri, çevresinin değil kendisinin ona verdiği değerdir.”

Buğlem kendine değer........

© Diken