170 bin lira maaş
Bu hafta başka bir yazıyla gelecektim size ama sosyal medyada yayılan bir haber beni bu yazıya itti.
Etiler’de yaşayan üç kişilik bir aile ev aşçısı ilanı vermiş.
Sabah 7’den öğleden sonra 2’ye kadar çalışacak, haftanın altı günü, SGK ve yol dahil, net 170 bin lira maaş.
Ve ilanda iki kelime var ki interneti ikiye böldü. O iki kelime ‘MSA mezunu’.
İlan önce sosyal medyaya düşmüş, sonra da bizim ekibe, bizim ekip de gülerek benimle WhatsApp’ten paylaşmıştı, ben de o zaman gördüm ve gülümsedim.
Ama hikaye orada kalsa iyi…
O arada da gazeteler, televizyonlar falan derken haber almış yürümüş.
Arayıp ya da mesaj atıp soranlar oluyormuş bize, “Siz mi yaptırdınız bunu?” diye.
Ben de ekibe takıldım gırgırına…
“Biz yapsaydık rakamı doğru verirdik, birçok mezunumuz bu rakamın daha üstünde kazanıyor” diye cevabı yapıştırdılar.
22 yıl önce bir meslek okulu kuruyorsun, binlerce mezun veriyorsun, o mezunlar dünyanın dört bir yanına dağılıyor, Hollanda’da Michelin Bib Gourmand alıyor, süperyatlarda şeflik yapıyor, Londra’da, İstanbul’da, Çırağan’da, Cipriani’de mutfağa giriyor, sonra bir gün Etiler’de birisi ilan veriyor ve internet yıkılıyor.
Reklamı biz yapsaydık bu kadar mutlu olamazdık.
Bırakın 22 yıl sonra tadını çıkaralım.
Bu arada iki farklı uçta yorum gördüm internette.
“Ev aşçısına 170 bin lira mı? Delirmiş bunlar” diyen de var.
“MSA mezunu donanımlı bir şef bu rakamlara çalışmaz, ya bir gemiye gider ya da bir otele ve beş ayda bunun iki katını kazanır” diyen de.
Ama birinci gruba da kızmıyorum ve onları da anlamaya gayret ediyorum.
Çünkü bu ülkede ‘aşçılık’ denince hâlâ akıllara (üzülerek söylüyorum) tencere karıştıran, yağlı önlüklü, sabahlara kadar ayakta duran ve asgari ücretle geçinen biri geliyor ne yazık ki.
Haklılar da bir yere kadar, çünkü sektördekilerin çoğunluğunu oluşturan ‘alaylı’ların bir kısmı maalesef öyle.
Ama keşke daha iyi anlatabilsem ki profesyonel bir mutfak eğitimi almış, teknik bilgisi bulunan, ürün tanıyan, dünya mutfaklarına hakim, hijyen ve organizasyon disiplinini içselleştirmiş bir şef ile ‘Ali-Veli usta‘ ya da ‘Bizim Ayşe teyze’ arasındaki fark, iyi bir bir cerrah ile ilk yardım kursuna gitmiş biri arasındaki fark gibi bir şey.
Ve o ilanda aslında ‘MSA mezunu‘ yazmasının (istenmesinin ve aranmasının) sebebi de aslında tam olarak bu.
Adam istediği yetkinlikleri tek tek sıralamaya gerek bile görmemiş, ‘MSA mezunu‘ demiş ve bu alıcıya da satıcıya da yetmiş.
Tıpkı bir ilanda ‘Boğaziçi mezunu’, ‘ODTÜ mezunu‘ ya da ‘İTÜ mezunu‘ yazmasının yeterli olacağı gibi.
Altına ekstra bir şey yazmaya gerek yok, çünkü herkes ne demek olduğunu gayet iyi biliyor.
Pazarlama derslerinde ‘jenerik marka’ derler ya, benzer hesap.
Selpak deyince kağıt mendil, Gillette deyince tıraş bıçağı, Aspirin deyince ağrı kesici anlarsınız.
‘MSA mezunu’ deyince de karşılığı belli artık.
Biz bunu 22 yılda yaptık.
Bizim öğrenciler sabah 9’da askeri nizamda sınıfa girer; iki geçe değil, tam dokuzda.
Öncesinde tırnak, kıyafet, ekipman kontrolü yapılır.
Az geç kalsa derse alınmaz, devamsızlık yazarlar.
Devamsızlığı beş günü geçerse diplomayı alamaz, abartırsa okulla ilişiği kesilir.
Profesyonel mutfak eğitimi sadece ocak başında tarif uygulamak da değildir; aynı zamanda ürün bilgisidir, teknik hakimiyettir, hızdır, mutfak organizasyonudur, servis temposudur ve hijyen standartlarıdır; ve bunların hepsi de mutlak bir disiplin çerçevesinde kazandırılır öğrencilere okulda.
O ilanda “Sabah 07:00’de işe başlayacak” yazıyor ya, internette biri “O saatte çalışmak çok zor, çok yorulacaksınız” diye yorum yapmış.
Şaka yapıyor olsa gerek.
Sabah 7’de işe başlamak demek, güne 5’te başlamak demektir muhtemelen düzenli biri için.
Bunun hazırlığı var, malzeme kontrolü var, menü planlaması var, mutfağa girmeden önce yapılacak bir dolu iş var, yani erken kalkan yol alır misali.
Bizim mezunlar bunu iliklerine kadar bilir, çünkü hepsi o disiplinle yetişir.
O ilana ‘MSA mezunu’ yazılmasının sebebi de budur işte.
Ama şimdi gelelim beni asıl ilgilendiren noktaya.
Üç gündür bütün bu gürültü 170 bin lira yüzünden koptu diye anlıyorum.
İnsanlar bir aşçının bu kadar kazanabileceğine inanamadı sanırım.
“Keşke okumasaydım” diye yazan var yaa.
“Hemen gastronomi okumam lazım” yazmış biri.
“Bazı şeyler için çok geç kalmışız” diye yazmış bir başkası.
Geç kalmadı bu arada, yazayım da rahatlasın.
Biz 49 yaşına kadar (stajsız) başvuru kabul ediyoruz.
Hayatın ortasında meslek değiştirmek isteyenlere de kapımız açık (Bunu da parantez içinde not olarak düşeyim buraya).
Bence asıl mesele 170 bin lira da değil.
Bence asıl mesele, bu ülkedeki yüz binlerce genç, her yıl, hiç istemediği, hiç sevmediği, mezun olsa bile ne yapacağını bile bilmediği bölümlere yerleştiriliyor.
Aileler “Üniversite okusun da ne okursa okusun” diye ‘etiket’ peşinde koşuyor.
Çocuk zavallı dört yılını harcıyor, daha diplomanın mürekkebi kurumadan iş arıyor ama bulamıyor.
Merdiven altı üniversiteler (isim vermeyeyim ama herkes biliyor hangilerini kastettiğimi), isimleri havalı, tabelaları parlak, binaları şık, eğitimleri içi boş, mezunları işsiz ve çaresiz.
Ve sonra birisi bir ilanda ‘MSA mezunu’ yazıyor, 170 bin lira teklif ediyor ve internet yıkılıyor.
Adam aslında ne istediğini de biliyor, ne vereceğini de.
Niçin Galatasaray Osimhen’e 75 milyon avro veriyor?
Demek ki MSA mezunu da bunu ediyor.
Diyorum size, az bile yazmış bence.
Peki internet neden yıkılıyor?
Çünkü insanlar bir meslek okulunun, bir zanaatin, bir el becerisinin bu kadar değerli olabileceğine alışık değil bu ülkede.
Ama dünyada öyle değil.
Dünyada profesyonel aşçılık en saygın mesleklerden biri.
İster Akdeniz’de bir süperyatın mutfağında ol, ister New York’un en iyi restoranında, ister Londra’da kendi mutfağının başında, ister bir kraliyet düğününün pasta tasarımında, bu meslek sizi dünyanın her yerine taşıyabilir.
Bizim mezunlardan biri var, Alper Tunuslu. 2009-2010’da öğrencimizdi. Şu an İngiltere’de mesleğine devam ediyor. Geçen hafta bize yazmış. Ne istemiş biliyor musunuz? Kariyerinin hikayesini anlatan bir ‘anı odası’ kurmak istiyormuş ve MSA bu hikayenin başlangıcı olduğu için okul döneminde giydiği aşçı önlüğünü ve okuldan bir anı mektubu istemiş.
Bu adam İngiltere’den yazıyor ve okulun önlüğünü istiyor.
Bir de Hollanda’daki Nilay var. Eindhoven’da kendi restoranını açtı, Michelin Bib Gourmand aldı, Gault& Millau’da puanlandı. Avrupa’da bu başarıya ulaşan ilk Türk şef oldu. Sosyoloji mezunuydu bu arada, sonra MSA’ya geldi.
Bir de İstanbul’da Durukan var, iktisat okudu, sonra MSA’ya geldi, şimdi Lokanta 1741’de kendi mutfağını yönetiyor.
Bildiğimiz 500’e yakın mezunumuz kendi işletmesini açmış durumda ve 150’ye yakını da yurt dışında çalışıyor.
Süperyat şeflerimiz var, otel şeflerimiz var, ar-ge yapanlarımız var, eğitimci olanlarımız var.
Ve biz sadece mutfak öğretmiyoruz bu arada, 30 yıla yakın deneyimli yine MSA mezunu bir insan kaynakları profesyonelimiz ders aralarında gelip öğrencilere nasıl CV yazılır, mülakatta nasıl davranılır, kariyer nasıl planlanır, bunları anlatıyor.
Sektör buluşmaları düzenliyoruz, podcastlerimizde farklı disiplinlerden insanları konuşturuyoruz, mezunlarla işletmeleri bir araya getiren kendi kariyer platformumuzu kurduk, onu işletiyoruz ve daha neler neler yapıyoruz; her günde bunların üstüne ekliyoruz, usanmadan, sıkılmadan, keyifle.
Yani bu sadece ‘Mutfağa gir, tarif öğren, çık‘ işi değil.
Bu bir meslek eğitimi.
Ve meslek eğitimi doğru yapıldığında sonuç budur.
Bazıları için çok, bazıları için az bile.
Ama bizim asıl gurur duyduğumuz rakam o değil.
Bizim asıl gurur duyduğumuz rakam 33 binden fazla mezun.
Bizim asıl gurur duyduğumuz şey birisi “Nitelikli şef arıyorum” dediğinde aklına gelen ilk iki kelimenin ‘MSA mezunu‘ olması.
Budur bizi mutlu eden, budur bir okulu gururlu kılan.
Bunu ekip olarak 22 yılda, tırnak kontrolüyle başlayıp tırnaklarımızla yaptık.
Şimdi internette herkes şaşırıyor.
Ben de asıl buna şaşırmalarına şaşırıyorum.
