Bruce D. Perry’in “Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk” Kitabı Merkezinde Çocukluk Travmaları, İhmal ve İnsan Beyni…
Beden ve zihin yapısı sağlıklı çocuklar yetiştirmek zor bir mesele. İnsan makine değildir. Duygulardan, yaklaşımlardan, sözlerden etkilen bir varlık. Travma dediğimiz korkmak, şiddet görmek, cinsel istismara uğramak, ne bileyim yüksek bir yerden düşmek ya da kaza geçirmek gibi birtakım olaylar değil sadece. Çocuklarına ya da ailesine karşı damla damla biriken ihmalkârlık, vurdumduymazlık, değer vermemezlik, sevgisizlik, vesaire yaklaşımlar travmanın hissedilmeden ancak adım adım gelen örtük yanlarından birkaçıdır. Bu alanla ilgili psikiyatrist Prof. Dr. Bruce D. Perry ve gazeteci arkadaşı Maia Szalavıtz’ın birlikte kaleme aldıkları, ismini bir kafes içerisinde büyütülen çocuktan alan kitaptan bahsedeceğim bu kez. Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine okudum. Okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz filmler, gittiğimiz lokantalar, takıldığımız alış veriş merkezleri, aldığımız kıyafetler, arabamızı götürdüğümüz ustalar, seçtiğimiz okullar, üniversiteler hatta edindiğimiz mesleklerin temelinde bile hep bir arkadaş tavsiyesi yok mudur? Yalnız her tavsiye sizi doğru tercihe götürmeyebilir. O yüzden alacağımız tavsiyeleri tavsiye edenin kapasitesini ve kalitesini dikkate alarak değerlendirmemiz gerekir. Kitap, hakikaten tavsiye edilmeyi fazlasıyla hak ediyor. Kitabı, “herkes okumalı” demek, okuması gerekenleri arada kaynatacağı için zumlamam gerekecek. Pediatristler, psikiyatristler, psikologlar, rehber öğretmenler, özel eğitim öğretmenleri, dil konuşma terapistleri, fizyoterapistler, odyologlar, sosyologlar, psikologlar, doktorlar, sınıf öğretmenleri, branş öğretmenleri, okulöncesi öğretmenleri, çocuk yuvalarında çalışan bakıcılar, polisler, ebeveynler, anne, baba olmayı düşünenler, daha ismini sayamadığımız insana dokunan hangi meslekler varsa hepsinin okuması gereken bir başucu kitabı.
Öncelikle acı veren bir kitap olduğunu söylemeliyim. Okuduğunuzda sarsıntı geçireceğiniz kesin. Çocukların yaşadıkları gözlerinizin önüne geldiğinde uykularınız kaçacak. Eseri irdeledikçe suçluya ve suça maruz kalanlara karşı bakış açınız değişecek. Yani biri suç işlediğinde hemen yargılama yapmak yerine “ Mutlaka bunun bir neden vardır. O yüzden bu suçu işlemiştir.” diyebiliyorsunuz. Hapishanelerin, hastanelerin neden dolduğunu daha iyi anlayacaksınız. Kitap sadece çocukların yaşadıkları talihsiz olayları anlatmakla kalmıyor onları tedavi etme, iyileştirme süreçlerini de anlatıyor. On iki bölüm ve sonradan eklenen ek bölümden oluşan kitabın her bir bölümde doktorumuz, karşılaştığı çocuklarla ilgili vakıaları değerlendiriyor. Çocukların yaşadıkları olaylar içinizi sizi incitmenin dışında yazarın dili sizi incitmiyor. Kitap şekil açısından buyurgan, tepkisel, sen dili yerine empatiyi merkeze alan, mütevazı bir üslupla kaleme alınmış. Bunu yazarın mesleğinin gerektirdiği inceliklere ne kadar hâkim olduğunun bir işareti olarak kabul edebiliriz. Kitap akıcı ve sade bir dille yazılmasına rağmen yer yer kullanılan bilimsel, tıbbi ve teknik açıklamaların bir kısmını anlayamadığımı itiraf etmeliyim. Ben anlamasam da özellikle sağlık sektöründe çalışan büyük çoğunluğun anlayacağından kuşkum yok. Kitabın hacimce kalın olması belki de şekil açısından eleştirilecek tek konu. Malum günümüz insanını sayfaların çokluğu ürkütebiliyor.
Onlarca dile çevrilen kitabın içeriğini soracak olursanız tek kelime ile “sevgi” etrafında dönüp dolaştığını söyleyerek başlamak isterim. Her bölümdeki öyküleri dinlediğinizde çocuklardaki davranış bozukluklarının temelinde sevgisizliğin olduğunu göreceksiniz. Kitaptaki yaşanmış öykülerin şok edici etkisi bir tarafa çocuklarda ki travmaların nedenleri üzerinde durulması, sorunların milimize edilmesi açısından önemlidir. Fiziksel ya da ruhsal birtakım problemler tedavi edilmediğinde birey hem kendisine hem de çevresine zarar verebilir. Doktorumuz, sorunu tespit etme, hastalığa teşhis koyma ve tedavi etme sürecinde oldukça mahirdir. Çocuk psikolojisiyle ilgili kurduğu akademi keşke her yerde olabilseydi. Geliştirmiş olduğu nöroardışık eğitim modeli sayesinde çocukların biyolojik gelişimi ile birlikte travma bilgisine göre tedavi uygulamakta başarılıdır.
Projeksiyonumuzu kitaptaki çarpıcı öykülerden birkaç tanesine çevirelim. Öncelikle çocukların ve ailelerinin isimlerinin değiştirilerek verildiğini hatırlatayım. “Köpek gibi büyütülmüş çocuk” adlı bölümdeki Justin, köpek bakıcılığı yapan birinin koruyuculuğuna verilmişti. Artur, Justin’i diğer hayvanları yetiştirdiği gibi kafeste yetiştirmeye çalışır.
“Arhur, kasıtlı olarak gaddarlık yapmıyordu. Justin’i ve köpekleri her gün düzenli olarak oyun oynamak ve sevmek için kafeslerinden çıkarıyordu. Ama Justin’in bir hayvan gibi davranıldığı için bir hayvan gibi davrandığını anlamıyordu ve çocuk ona itaat etmeyince tekrar kafese giriyordu… Belki de ayağa kalkıp yürüyememesinin nedeni, kimsenin elini uzatıp onu dik tutmaya çalışmamış ve teşvik etmemiş olmasıydı. Çatal bıçakla yemek yemeği bilmiyordu. Çünkü bunları elinde hiç tutmamıştı…”
Aslında bu olay bize şunu gösteriyor. İnsanı ailesi, yetiştiği çevre, aldığı ya da almadığı eğitim, mesleği gibi bir takım ortamlar şekillendiriyor. Yani kişinin kabında ne varsa size onu ikram ediyor. Artur’da hep köpeklerle haşir neşir olduğu için dünyaya bir bakıma hayvanların gözüyle bakıyor. İlkin tedavi için uyguladı yöntem şu:
“Göz temasının birçok hayvanın algıladığı gibi tehditkâr olabileceğini biliyordum. Karyolasının etrafındaki perdelerin bir kısmını çektim. Böylece sadece beni ve ya da hemşire istasyonunu görecekti. Bu şekilde yanındaki yataklardaki çocuklar yüzünden dikkati daha az dağılacaktı… Tiz bir çığlık attı. Kıpırdamadan durdum. Sonra yavaşça beyaz önlüğümü çıkarıp yere bıraktım. Bana baktı. Ağır hareketlerle kravatımı da çözüp çıkardım. Gömleğimin kollarını sıyırdım. Her hareketimle birlikte, karyolasına doğru ufak bir adım attım. Yürürken konuşmadım. Hızlı hareket etmeyerek, göz teması kurmayarak, bir ninniyi andıran alçak, melodik ve ritmik bir tonda konuşarak mümkün olduğunca tehdit eder gibi görünmemeye çalıştım. Korkmuş bir bebeğe veya ürkmüş bir hayvana yaklaşır gibi ilerledim.”[1]
Hasta ile doktor arasındaki en önemli bağ güvendir. Bu öğretenle öğretici arasındaki bağda da böyledir. Hayatın akışı içerisinde alıcı verici de böyledir. Güven duygusunu hissettirdikten sonra karşınızdakine anlatamayacağınız bir şey olamaz. Doktorumuz hastasının güvenini her geçen gün daha çok kazanmıştı. Justin, bir hafta içerisinde ayakta durmayı başarabilmiş, üçüncü haftada ise ilk adımlarını atmaya başlamıştı. Bu arada cümleler kurup konuşabiliyordu da. Justin, zamanla çevresindekilere sempatik gelebilecek davranışlarda bulunabilmiş, yemeklerini kimseye bir şeyler fırlatmadan yiyebilmişti. Küçük kız, bir süre sonra hastaneden taburcu edilip bir başka koruyucu aileye verildi. “Artık sekiz yaşında olan Justin, kreşe başlamaya hazırdı. Mektuptan güzelce giyinmiş, elinde beslenme çantasıyla birlikte bir okul otobüsünün yanında durmakta olan Justin’in bir fotoğrafı da çıktı. Justin, notun arka sayfasına pastel boyayla, ‘Teşekkür ederim, Dr. Perry.’ diye yazmıştı. Bunu görünce ağladım”[2].
Her çocuk Justin gibi bir köpek kafes içerisinde büyütülmese de duygularının, isteklerinin, düşüncelerinin sınırlandırılması, dış dünya ile bağlantısının kesilip eve hapsedilmesi, yaşam alanına müdahale edilmesi, oyun oynamasına arkadaşlarıyla vakit geçirmesine müsaade edilmemesi, okul, kurs ve ev üçgeninde gidip gelmesi bir nevi kafes hükmüne geçer.
“Ten Açlığı” bölümünde, Laura’nın hiçbir fiziksel problemi olmadığı halde büyümemektedir. Haftalardır burnuna sokulmuş bir tüp aracılığıyla yüksek kalorili bir diyetle beslendiği halde kilo alamamaktadır. Yapılan sayısız laboratuvar testlerinde fiziksel açıdan hiçbir olumsuzluğa rastlanılmaz. En son psikiyatrik bir konsültasyon için Dr. Perry’e gönderilir. Doktor, birçok tanı ve testleri inceler. Kızın odasına gittiğinde gerçeklerin bazı detaylarda olduğunu görür. “Laura’nın yirmi bir yaşındaki annesi Virginia, çocuğundan beş adım kadar uzakta televizyon izliyordu. Anne ve kızı arasında etkileşim yoktu. Ufacık kaşık kadar kalmış olan Laura iri gözlerini bir tabak yemeğe dikmiş sessizce oturuyordu. Ayrıca midesine besin pompalayan bir beslenme tüpü vardı.” [3]
Doktor, çok geçmeden Laura’nın besine değil tensel açlığa muhtaç olduğunu anlamıştı. Babası kızını terk ettiği halde annesi terk etmemişti. Çocuğunun her türlü bakımını ve diğer ihtiyaçlarını annesi karşılamış olmasına rağmen ortada önemli bir sorun vardı. Virginia, kızına hiç dokunmuyor, öpmüyor, koklamıyordu. Virginia’nın annesi uyuşturucu bağımlısıydı. Babasını hiç görmemişti. Çocuk yuvalarında, koruyucu ailenin yanında büyüdüğünden yeterince sevgi görmemişti.
Çocuklarımızın şeklini veren ilk ressam ebeveynlerdir. İlgisizlik ve şiddet fırçası ile........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin