Mesut İktu’ya veda
*Mesut İktu
Mesut İktu 3 Ocak 2026 günü aramızdan ayrıldı. Türk operası için önemli bir isim olan İktu ile seneler önce, 13 Nisan 2018 Cuma günü Bağdat Caddesi’ndeki bir pastanede buluşmuştuk. Yaklaşık dört saat boyunca Türk operasının ilklerini başaran Saadet İkesus Altan hakkında bilgiler vermişti bana. İktu, o gün kendi hayatını da anlatmıştı. Türk operasını ve Ankara’daki konservatuvar günlerini… Aradan geçen bu sekiz sene zarfında farklı şehirlerde olduğumuz için yüz yüze görüşme fırsatımız olmadı ama telefon ve internet aracılığıyla görüştük. Yazdığım ya da yazacağım kitaplar için ne zaman istesem bilgi verdi. Pazar ekindeki yazılarımı okuyup mesaj atar ya da arardı. Müthiş bir Atatürk sevgisi vardı. Özel günlerde mutlaka tebrikleşirdik. Geçen hafta, yılbaşı günü yeni yılını mesajla kutlamış ancak yanıt alamamıştım. Ertesi gün kızı Nazlı Hanım’ın paylaşımını görmüştüm sosyal medyada. Mesajlaştık, babasının yoğun bakımda olduğunu söylemişti. Ümitle “Endişe etmeyin, iyi olacak” demiştim ama acı haber 3 Ocak günü gelmişti. Üzülmüştüm, bir büyüğü, bir dostu kaybetmenin acısı çökmüştü içime. Sonra düşündüm. Söylediği bir söz geldi aklıma; “Tarihimize geçmiş önemli isimleri bulup gazeteye yazman çok önemli, aslında bu bir görev ve bu yazılar geleceğe bırakılan bir miras” demişti. Şimdi de vefatının ardından Mesut İktu’yu yazıyoruz, onun ifadesiyle bir görev ve geleceğe bırakılan miras… Sekiz sene önce verdiği o mülakattan bazı bölümleri yayınlamak istedim. Ondan bize son bir veda…
*Ankara Devlet Konservatuvarı,1963. (Soldan Sağa: Neşe Demirdeş, Umay Sezer, Saadet İkesus Altan Mesut İktu, Ayşe Gün.)
Çocukken Cebeci’deki Konservatuvara yakın otururduk. Evimiz Uzgörenler Sokak’taydı. Karşımızda Demirlibahçe İlkokulu vardı, oradan mezun oldum. Ortaokulda müzik hocam Orhan Kadan’dı ve beni çok iyi bir şekilde yetiştiriyor, yönlendiriyordu. Sonrasında ağabeyim Mustafa İktu da başta olmak üzere ailem beni sinema, tiyatro ve operaya yönlendirdi. Ortaokul döneminde hayranlıkla opera seyrederdim. Konservatuvarın sahne müdürü Muzaffer Bey beni görünce “geç bir yere otur” derdi, izlerdim. Ağabeyim Mustafa İktu 1962 senesinde Ankara Konservatuarı’ndan mezun olup operaya solist olarak atandıktan sonra ben de aynı sene Ankara Konservatuarı’na girdim. Bizim “müşavir heyeti” dediğimiz seçici kuruldaki hocaların hepsi önemli isimlerden oluşuyordu. Türk Beşlerinden Adnan Saygun, Necil Kazım Akses, Ulvi Cemal Erkin vardı, sonra Metin Öğüt, Mithat Fenmen… Kulak sınavında beni başarılı buldular. Hangi bölümde okumak istediğimi sordular, “Şan bölümü” dedim. Benden bir parça okumamı istediler. 15 yaşındayım ve Tosca operasından Cavaradossi’nin o meşhur aryasını okudum. Hayretle dinlediler ve Saygun Hoca “Yahu bu çocuk tenor” dediğini hiç unutmam. Sonra aralarında konuştular. Biri dedi ki “Bunu Saadet Hoca’ya havale edelim, iki sene başka bir bölümde değerlendirelim, sonra da şan bölümüne geçsin”. 1962 senesinde Konservatuarın flüt bölümüne girerek Zahit Özsezen ile flüte başladık.
Ben 1962 senesinde konservatuara flüt bölümüne girdiğimde Nurullah Taşkıran’ın seneler önce kullandığı siyah ağızlıklı flütü ile derslere başlamıştım. Haftada iki gün de Saadet İkesus Hoca’nın şan derslerine........
