menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adaletin terazisi kimin elinde?

350 0
tuesday

Bugün sizinle adalet üzerine biraz dertleşmek istiyorum.

Çünkü inanılmaz bir dönemden geçiyoruz.

Son yıllarda herkesin en büyük derdi geçinmek ve adaletsizlik duygusuyla baş etmek.

Halbuki tarih boyunca ikisi de birbirini besleyen kavramlar.

Bakın adalet, yalnızca mahkeme salonlarında dağıtılan bir hüküm değildir; bir toplumun birbirine duyduğu güvenin, devletle kurduğu ilişkinin ve geleceğe dair beslediği umudun temelidir.

Bugün ise gazeteciler, siyasetçiler, iş insanları, akademisyenler ve sıradan yurttaşlar aynı soruyu soruyor:

“Başımıza bir şey gelirse hakkımızı gerçekten hukuk yoluyla arayabilir miyiz?”

Bu sorunun cevabı, ne yazık ki toplumun önemli bir kesimi için artık eskisi kadar net değil.

Adalet duygumuzu kaybediyoruz. Bu duyguyu kaybettikçe yoksullaşıyor, yoksullaştıkça da adalet duygusunu daha da kaybediyoruz.

Aristoteles, adaleti “devletin ruhu” olarak tanımlıyordu. Montesquieu ise yargının bağımsız olmadığı yerde özgürlüğün de yaşayamayacağını söylüyordu. Bugün Türkiye’de tartışılan mesele tam da budur:

Adaletin terazisi gerçekten eşit mi tartıyor?

Yoksa aynı suç karşısında farklı insanlara farklı ağırlıklar mı yükleniyor?

Bu güvensizlik bugünün meselesi değildir. Hem geçmişimizi hem de geleceğimizi ilgilendiriyor.

Hepimiz yaşayarak gördük ki 2007 sonrasında FETÖ kumpaslarıyla başlayan süreç, yargının bir silah olarak kullanılabileceğini gösterdi.

O günlerde hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku işletildi. İnsanlar, mahkeme salonlarında değil, siyasi hesaplaşmaların sahnesinde yargılandı.

Sonrasında gerçekler ortaya çıktı.

FETÖ mensupları deşifre edildi.

Ve toplum, doğal olarak “Artık hukuk sopasıyla değil de terazisiyle konuşulur” diye umut etti.

Fakat bugün geldiğimiz noktada, farklı gerekçelerle de olsa aynı güvensizlik duygusunun........

© Cumhuriyet