Hakikat ve yalan
İtalyan yazar Luigi Pirandello’nun simgesel eserlerinden biri olan IV. Henry’de gerçeklik ve yalana dair unsurlar arka arkaya sıralanarak eğlenceli bir komedi çıkar ortaya. Oyunun merkezinde bir at kazasında kafasına darbe olan ve bunun sonucunda da kendisinin IV. Henry olduğuna inanan bir adam vardır. Oyun dünyası sahte olan her şeyi içerir. En yakınları bile bu oyuna dahil olmuş, onu kendi çıkarları için bir kandırmacanın içinde kullanmaya başlamıştır. Adam bir zaman sonra kendine gelse de ilişkiler yumağı öyle bir hal alır ki bu çetrefilli durumdan kurtulamaz. Siyasette de yaşamda da en temel iki nokta vardır: Birincisi hakikatin farkında olmak, ikincisi de yanındaki dalkavuklardan arınmak.
Ne yazık ki her düzenin kendi çıkarları için sefalete götüren zavallı yandaşları vardır. Mesela, bir zamanlar dönemin ünlü paşalarından biri, yanına adamlarını da alarak, saltanat kayıklarından birine biner. Hava rüzgârlı mı, rüzgârlıdır. Denizde dev dalgalar çıkar karşılarına. Dümenci ve kürekçiler. kayığı idare etmeye çalışırken paşa da olur olmaz emirler yağdırmaya başlar;
“Küreği şu yöne çek”, “Siya yap!”, “Alargada kalma!”
Kayıkçılar ne yapacağını şaşırır ve çaresiz emirleri uygulamaya başlar. Bir süre sonra onlar olur ve kayak karaya oturur. Paşa, kayıkçıları azarlamayı sürdürür:
“Gördünüz mü? Ben demedim mi? Karaya oturduk işte...”
Adamları iştahla söze girer:
“Güle güle oturun paşam...”
“Aman da aman... oturduğunuz kara size ne........
