menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mandolin deyip geçmeyin !

10 0
wednesday

1960’lı yılların başları… İlkokul öğrencisiyim… Babam, mandolin çalardı… Ve ben o mandolinden çıkan ezgileri iç unutmadım… Tınısı hala kulaklarımda çınlar… Hele hele ‘Dağ başını duman almış’ marşı… Bugün bile bir mandolin sesi duysam çocukluk yıllarına döner, hüzünlenirim… Ve hep aklımı hep kurcalamıştır; ilkokul öğrencileri müzikle tanıştırılırken, neden enstrüman olarak mandoline öncelik verildi diye…

Geçenlerde internette dolaşırken ‘mandolin’ ile ilgili bir yazı düştü önüme… 2010 yılında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Gürer Aykal tarafından kaleme alınmış. İlgimi çekti… Ardından başka kaynaklara baktım. Öğrendim ki; Türkiye’de eğitim tartışmaları hep büyük başlıklar altında yapılır: müfredat, sınav sistemi, ideoloji, teknoloji… Ama bazen asıl hikâye, bir çocuğun parmaklarının ucunda başlar. Meğer mandolin denilen o küçük çalgı, bu ülkenin çağdaşlaşma serüveninde koca bir pedagojik aklın simgesiymiş…

Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değildi. Eğitim; insan yetiştirmekti. Hasan Ali Yücel’in kurduğu Köy Enstitüleri bunun ete kemiğe bürünmüş hâlidir. 29 dersli bir müfredat düşünün… Tarım var, edebiyat var, matematik var, müzik var. Zihin çalışıyor, beden çalışıyor, ruh çalışıyor. Mandolin de işte bu........

© Bizim TV