menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Geri Çekilen José Ortega y Gasset Dalgasından Kalanlar

14 11
15.12.2025

Bu sene meşhur filozof ve kültür hayatımızda silinmez iz bırakan José Ortega y Gasset’in (9 Mayıs 1883-18 Ekim 1955) vefatının yetmiş beşinci yılı.[1] Bu yazıda daha ziyade kitleler merkezli eseri ve kimi denemeleriyle tanınan Gasset’in Türkçedeki seyri belli boyutlarıyla ortaya konmaya çalışılacaktır. Hemen söylemek gerekir ki Gasset en keskin değişimlerin yaşandığı 1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren ama esas olarak 1990’lardan sonra kültür hayatımızda önemli izler bırakan simalardan. Bu iki döneme Gasset odağında bakıldığında kendi içinde kesintilerle ilerlediği ve 2000’lerden sonra süreklilikler görülse de filozofa yönelik ilginin bir önceki on yıla nazaran tavsadığı düşünülebilir. Elbette “adını kültür tarihine yazdıran”[2] Gasset’in metinleri ya da kitapları Türkçeye çevrilmeden önce isminin hiç duyulmadığı ya da fikirlerinin nüvelerinin bilinmediği söylenemez. Nitekim Şerif Mardin 1950’lerde yayımlanan Forum dergisindeki birkaç yazısında Gasset’in Kitlelerin İsyanı eserinden hareketle birtakım yorumlar yapmıştır.[3] Ayrıca filozofun hayata veda edişi şöyle duyurulmuş basında: “İspanyol filozofu Ortega Gasset […] kanserden ölmüştür. 72 yaşındaydı.”[4]

José Ortega y Gasset’in Türkçedeki serüvenine bakmayı denemek biraz netamelidir. Muhtemelen kendisi tıpkı “sanatı toplumsal etkileri yönünden ele alma”nın “turpu yapraklarından yakalamaya ya da insanı gölgesinden incelemeye pek benzer görünüyor”[5] demesinden anlaşılabileceği üzere böylesi bir oyalanmayı doğru bulmazdı.  İmkânsız gördüğü fikir tarihini sadece “fikirlerden ibaret soyutlanmış şeyler” dolayısıyla tarihten yoksun[6]   konuma yerleştirdiği de gözden ırak tutulmamalı. Ancak yine de onun Türkçedeki hikâyesini belli boyutlarıyla da olsa kavramaya çalışmanın dönemlerin temayüllerini anlaşılır kılacağı aşikârdır. Gasset’in medeniyete, maksatla fiil arasındaki ara çareleri yok eden zor kullanmaya yahut kadına dair düşünceleri geniş kitlelerce tanınmasa da kimi yazarlar ondan yaptıkları kimi alıntılarla fikirlerini okurlarına daha güçlü bir şekilde takdim etmeyi seçmişti.[7] Ayrıntılı okunup okunmadığı bilinmez ama yıllar içinde Gasset’in düşüncelerine atıfların çoğalması, onun diğer eserlerinin çevrilmesinin önünü açtı.[8] Tarihi “insanı oluşturan süreç” şeklinde kavrayan filozofun biyografisinde, deneme yazarı, eğitimci ve yayıncı-editör tarafları bilhassa vurgulandı.[9] Geniş ufuklu yazma alanı yanında, boğa güreşine ilgi göstermesi gibi ilginç özelliklerine de dikkat çekildi.[10]

 Soğuk Savaş Yıllarında Gasset’in Takdimi

Türkiye’de José Ortega y Gasset çevirilerinin niçin 1950’lerde değil de 1960’larda başladığı sorusu anlamlı olabilir. Bu çerçevede 1990 sonrası ile öncesi arasında belirgin bir farklılaşma söz konusudur. Muhtemelen bunun en önemli sebebi 1960’lı yılların düşünce ve kültür ortamını yeniden canlandıran yayıncıların hayat telakkilerinin ‘matematiksel akla’ ve bilime duyulan inançla şekillenmesidir. 20. yüzyılın başındaki sorgulamaların izinden giden Gasset ise bir bakıma ‘pozitivist bilim modelinin’ eleştirisini üstlenmişti.[11] Eserlerinin Türkçedeki yayın seyri kronolojik olarak takip edildiğinde farklı mecraların filozofa dair kanaatlerinin zamanla değiştiği görülecektir. Evreni ve insanı kavrayış sürecinde meydana gelen değişimler ya da “inanışların güçlenmesi ya da zayıflaması”[12] Gasset’in yayın dünyasındaki serencamını da doğrudan etkilemiştir.

Esas ilgisi hep insan, hayat ve gerçekler[13] olan José Ortega y Gasset, Ş. Teoman Duralı’nın tecrübeyle entelektüel olanı kesiştiren “Hayat ve Akıl” şiirinin[14] de ortaya koyduğu üzere Türkiye’de 1990’lardan önce daha ziyade 1930’da kaleme aldığı Kitlelerin İsyanı[15] kitabıyla etkili oldu.[16] Sonraki yıllarda da filozofun bu eseri, hangi ideolojinin safında olursa olsun “köylü ve şehirli ahaliden peydah olmuş yeni ve bilinçli, dolayısıyla uyanık ve hakkını aramaya mütemayil” kitleler aleyhinde söz almak isteyenlerin başvuru kaynağına dönüştü.[17] Aslında eser bütünlüklü olarak okunup kavransaydı Gasset’in bu çalışmasının “aşırı ihtisaslaşma”[18] konusundaki bölümünün ardından herkesi eğitim meselesi üzerinde düşünmeye davet eden Üniversitenin Misyonu kitabının yayımlanması gerekirdi. Ne var ki bu eser, üniversitelerin farklı bir bağlamda çokça tartışıldığı ama bir yandan da aşırı uzmanlaşmanın daha çok yaygınlık kazandığı 1990’ların ikinci yarısına kadar tercüme edilmedi.[19]  

José Ortega y Gasset, Kitlelerin Ayaklanması’nda Avrupa’nın kamusal hayatında, hastalıklı ya da iyi ama son derece önemli gördüğü kitlelerin iktidara yürüyüşü olgusunu tahlil eder. Ondan Türkçeye çevrilen ve hayli ilgi gören bu ilk eserin anlaşılması açısından filozofun kitlelere nasıl baktığı, sorusunun akla gelmemesi imkânsızdır. Totalitarizmi felsefenin düşmanı sayan Gasset, kitle hareketlerini eleştirmekten geri durmamıştır.[20] Yazdıklarında ise kitlelere seslenen despotların yönetimine karşı eğitimli seçkin bir zümrenin siyasi liderlik yapması gerektiği görüşü belirginlik kazanır. Geri çekilmek yerine çaba harcamaya değer veren filozof, tarih sürecini dağının kitlelerin eseri görmekten ziyade “istisnai kişilerinin yaratıcı, aktif karakteri”[21] üzerinde duruyordu. Gasset’in liderliğin “seçkin zümrelerden” yahut bir tür yeni entelektüel aristokrasiden zuhur etmesini arzulaması bunun en belirgin işaretidir. Sadece felsefeye sahip değil aynı zamanda felsefeyle yönetilen bir İspanya yaratmak için harcadığı çabanın emsali yoktur.[22] Kimilerince Nietzsche ile birlikte anılan Gasset Kitlelerin Ayaklanması kitabında Nietzsche’nin “üstün insan” anlayışını yankılayan şu cümleleri kuruyordu: “Avrupa’ya yeniden sahici bir felsefenin hâkim olduğu gün -onu kurtarabilecek tek şeydir bu-, şunun farkına varacağız: İnsan, istese de istemese de, yapısı gereği bir üst merci aramaya zorunlu bir varlıktır. Eğer onu kendi başına bulmayı başarırsa, olağanüstü biri demektir, yok eğer bulamazsa kitle insanıdır.”[23]

José Ortega y Gasset, Gustave Le Bon, Freud, Wilhelm Reich gibi kişinin varlığını tehlikeye atacak ölçüdeki kitleselleşmenin tehlikelerine[24] değinen düşünürlerle aynı saftadır. Zaten sonlarında doğduğu 19. yüzyıl medeniyetine de temel itiraz noktası, bu uygarlığın nerdeyse otomatik bir şekilde kitle insanı üretmesiydi. Kitle ise genelde çokluk, kalabalık, yığın gibi kavramlarla eş anlamlı görülmektedir. Bununla beraber söyledikleri siyasi olandan çok daha derin, çok daha ağır olan Gasset’in kitleden kastı özellikle işçi sınıfı değildir: “[B]u kelime bir sosyal sınıfı değil, bir insan sınıfını; bugün bütün sosyal sınıflarda kendini belli eden bir insan tipini anlatmaktadır ki bu yüzden bu tip, zamanımızın temsilcisidir, ona hükmeder ve hükmünü sürdürür.”[25]

Hayatı, kişinin kendi olma çabası ve savaşı olarak gören José Ortega y Gasset’in, kendisinden sonraki kitle tartışmalarını etkileyen kitleler odaklı eseri Türkiye’de 1968’den itibaren zıtlığı hemen ayırt edilebilecek ama kendi çağlarının insanı olan farklı dünya görüşüne[26] mensup yayıncılarca basıldı, hâlen basılmaya da devam ediyor.  Nabi Avcı “bir bibliyomanın not defterinden alınmış gibi duran” erken tarihli bir yazısında May Yayınları ile Bedir Yayınevinin Gasset kitaplarının “bilinçli tercihleri” yansıtan kapaklarını uzun uzadıya şöyle tasvir etmişti:

May Yayınları’nın bastığı Kitlelerin Ayaklanışı’nın kapağında bir fotoğraf var: Bir miting meydanında çekilmiş. Kalabalık arka planda. Ön planda bir direk... ve direğe tırmanan üç kişi. Direğe tırmananlar gömleklerini çıkarmış. Yarı çıplak ya da fanilalı. Arka plandaki kalabalığın onları hoşnutlukla izlediği görülüyor (Yoksa bu kalabalık kameraya mı gülümsüyor?). Kapakta, sağ üst köşede kırmızı harflerle yazarın adı. Ortada, soldan sağa doğru yükselen hareketli, siyah ve daha iri harflerle kitabın adı: Kitlelerin Ayaklanışı...

Bedir Yayınevi’nin yayınladığı Kütlelerin İsyanı, kapakta bir matbaa hatasının izlerini taşıyor: Tepede sarı bir dikdörtgenin üzerinde kırmızı harflerle kitabın adı. Onun altında, gümüşî bir dikdörtgenin üzerinde siyah harflerle yazarın adı (Demek ki, yazarın adı önce yanlış basılmış, sonra bu baskının üzeri gümüşî bir dikdörtgenle kapatılarak yazarın adının doğrusu siyah harflerle tekrar basılmış). Bunların altında da, büyük bir karenin (ya da dikdörtgenin) içinde mürekkep lekesinde, türetilmiş bir resim: Kırmızı ve siyah renklerden oluşan bu resmin ne olduğu tam anlaşılamıyor. Âdeta, beş-altı kişi kıran kırana dövüşüyor gibi... Çevreye yayılan lekeler kafa, kol ve kan lekelerini andırıyor. Bu kargaşanın çevresinde de hem sivrisineğe, hem de helikoptere benzetilebilecek bilinçli çizgiler.

[…]

Bu kapaklar, yalnızca [iki] ressamın değil, hemen her sıradan insanın, ‘kitle’ denilince zihnine üşüşen çağrışımları, sonra bu çağrışımları kültürüne, dünya görüşüne, estetik anlayışına, kısacası ‘bilinçli tercihleri’- ne göre yeniden biçimlendirişini çok güzel yansıtıyor. Ressamlar, bütün bu renk ve biçim düzenlemelerine tekabül eden duyguların, düşüncelerin bizim gibi sıradan insanların, kitap alıcılarının kafasında da bir yer tuttuğunu düşünerek, onlar aracılığıyla bize kitabın konusu (kitle) hakkında bir şeyler söylemek istiyorlar .[27]

Her şey bir yana esaslı bir okumadır iki farklı kapak üzerinden yapılan. Nabi Avcı bu metninin yer aldığı kitabının sunuşundaki ütopya tarihçesini şu cümleyle bağlamıştı: “Evet, ütopyalar gerçekleşebilir şeylerdir.”[28] Ütopyacı programa mesafeli duran José Ortega y Gasset ise ütopyacılığı belli bir politikanın hastalığı görmektedir. Hâliyle ütopyayı “kana kana içerek, inançla, özgüvenle sarhoş olmuş yüzyıllar”[29] hakkındaki değerlendirmeleri olumlu değildir.  Bu noktada sözü yaratıcı ütopyaya sıcak baksa da siyasi ütopyaya mesafeli duran Perulu yazar Mario Vargo Llosa’ya getirmek mümkün. Llosa, 1960’lı ve 1970’li yıllardaki şiddet artışını gençlerin daha çok Jean Paul Sartre, daha az Isiah Berlin, Gasset ve Karl Popper okumalarına bağlıyordu.[30] Siyaseten muhafazakâr sayılan ve “bilimsel ütopyacılıkla savaşan”[31] Gasset’in “hiçbir partizan zihni........

© Birikim