menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Biz hem yurtseveriz hem de lubunyayız”

37 0
24.06.2026

Sinan*, 1998’de, Diyarbakır merkezde, çok çocuklu, kendi söylemiyle “yurtsever ve emekçi bir ailenin” son çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğu, bölgenin ağır siyasi atmosferinin tam ortasında, Kürtçe konuşulan bir evde ve sokakta geçti.

Çocukluğuna dair hatırladığı şeylerden birinin okula başlamadan önce Türkçe bilmediği olduğunu söyleyen Sinan, okula başlayana kadar Kürtçe düşündüğünü; evde, sokakta Kürtçe konuşulduğunu ancak okula başladığında Türkçe düşünmeye başladığını söylüyor.

Sinan, yine bu dönemde, İstiklâl Marşı’nı bilmediği ve Türkçe konuşamadığı için okuldaki şiddetle tanıştı. Müfredatın ona sunduğu “ideal aile” şablonları ile kendi hayatı arasındaki uçurum, çocukluk hafızasında her ne kadar “utangaçlık” bıraksa da, yine de o günleri “güzel” hatırlamayı seçiyor.

Sinan için kimlik, sonradan edinilen ya da yapay olarak taşınan bir kurgu değil. LGBTİ kimliğine de böyle bakan Sinan, kimliğini kabullenme sürecinde büyük içsel kaoslar yaşamadığını, bunun arkasında da içine doğduğu Kürt kimliğinin payı olduğunu belirtiyor.

Ayrımcılığın ve ötekileştirilmenin en ağır halini zaten Kürt kimliği üzerinden deneyimlemek, onun LGBTİ kimliğini daha hızlı sahiplenmesini sağlamış.

Ailesine açılma sürecini ise bireysel değil toplumsal bağlamda düşünüyor Sinan. Bölgede uygulanan sistematik politikaların toplumu dünyadan soyutladığını ve toplumun bu dönüşüme kapalı kalmasını da bireysel hatalardan ziyade bu politik iklimin bir sonucu olarak görüyor. Bu nedenle ailesine kimliğini açıklayamamış.

Ancak arkadaşlarına daha olağan ve doğrudan açılabildiğini söyleyen Sinan, kendisinden yaşça büyük bir arkadaşıyla olan........

© Bianet