menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ahlak maskesi altında güç siyaseti: Trump

28 1
16.01.2026

Yıktı perdeyi eyledi viran” Hacivat Karagöz oyununun bitiş repliği olan bu cümle, köyün delisi vasfındaki Trump’a çok uygun. Elinde sopası bir o yana bir bu yana savurup duruyor. Saldırgan, kaba, küfürbaz, taşkınlık yapan, sataşan, tehdit eden, kavgacı ve şiddet kullanmaya teşne vs.

ABD’nin sicili belli. Bu sicilin şimdiki editörü Trump, ABD’nin ekonomisine ve politikasına hadsiz, hudutsuz kayıtlar düşüyor. ABD dış politikasının diplomatik dilinin altındaki gerçeği kaba saba bir yolla dışa vurarak diplomatik dili tarumar ediyor. Bu iyidir çünkü dilin cilasını dökerek gerçeği gün yüzüne çıkarıyor denilebilir.

İletişimini aristokratik ve monşerlikle cilalayan diplomasi dilini mahalle kavgasına dönüştüren Trump’ın bu tavrını bir delilikle, tamamen kişilik yapısıyla ve tek başına yaptığına yorumlamak, ABD’nin onca köklü kurumlarını ve devlet tarihini hiçe saymaktır. Daha önemlisi ABD’nin değişen dünya koşullarında ne yapmak istediğini anlamaya çalışmamak demektir. Soruna böyle bakmak, Trump’ın Fareli Köyün Kavalcısı gibi, ABD’yi peşine takmış istediği yöne götürüyor demektir ki, bu mümkün değil.

Bunları derken elbette liderin rolünü yok saymıyorum. İktidarın tepesindeki kişinin politik, entelektüel, ahlaki vb. vasıflarının iktidar eyleme biçimine etkileri olur. Liderin veya baştaki yöneticinin karizması, hitabeti, üslubu yönetilenler kesiminde şu veya bu şekilde karşılığı bulunabilir. Özellikle konvansiyonel savaşlar ve faşizmin yaygınlaştığı dönemlerde tarihte bireyin rolü artar. Örneğin yakın tarihte Hitler, Stalin, Churchill, Mussolini veya bazı generaller vs. böyledir.

Ne olursa olsun nihayetinde, hele modern devlet kurumlarının ve uluslararası ilişkilerin kazandığı hüviyet gereğince ve özellikle de yüzlerce milyar hatta trilyon dolarlara varan finans (bu kelimenin altını çiziyorum) sermaye kuruluşlarının alttan alta iktidar politikalarını etkileyen başat güçler haline geldiği son 40 yılda, belirleyici olan faktör, o toplumdaki egemen güçlerdir.

Tramp’ın söylemlerinin ve uygulamalarının arka planını, ABD sermaye çevrelerinin ve devletin başat kurumlarının program ve talepleri (Cumhuriyetçilerin ve Demokratların yoğurt yiyişi farklı olsa da) oluşturmakta. Bu politikaların başında ABD hegemonyasının özellikle Çin’e karşı tahkim edilmesi gelmekte. Tam da bu bağlamda üretimin günümüzde eriştiği teknolojik yapısı gereğince değerli toprak elementlerine hakimiyeti büyük önem arz etmekte. ABD kaynaklara çökmeyi ve ticari ilişkilerde tek taraflı olarak azami karlılığı hedeflemiş durumda. Bunun için Trump da bir o yana bir bu yana basınç testleri uygulayıp durmakta.

Herhangi bir olumsuz veya gayriahlaki bir durumda yakalanan insanın “Ben vatanını milletini seven, ahlaklı bir insanım” şeklinde tepki gösteren tipler vardır ya; meğer Trump da böyleymiş. Epstein dosyasında adı geçen ve yüzüne karşı pedofili suçlaması yönetilen Trump yalnızca bireysel yaşamında değil, devlet başkanı olarak politikada da ahlaklıymış!

“CBS’e demecinde daha önce söylediği ‘kendisini durdurabilecek tek şeyin kendi ahlakı olduğu, uluslararası hukuk olmadığı’ sözleri hatırlatılan Trump şunları söyledi: ‘Yetkim anayasa ya da mahkemelerle değil, kendi ahlakımla sınırlı. Ben ahlaklı bir insanım.’” (https://www.diken.com.tr › Dünya)

Trump tam da tiranların, diktatörlerin politikalarını özlü bir şekilde ifade etmiş.

Demokratik bir ülkede bir devlet başkanının veya başbakanın yetkisinin kaynağı, seçimlerde çoğunluğun oylarıyla seçilmesidir. (Çoğulculuğun olmadığı yerde çoğunluğun tiranlığı da kurulabilir.) Başkanın yetkisini kullanma şeklinin dayanağı anayasa olup yetkisinin sınırları da bu yapının ve bu bağlamdaki diğer yasa metinlerinin hukukuyla çizilidir.

Trump siyaset tarihinin a, b, c’si olan bu temel kavramları/değerleri bir kalemde yok sayarak, bunların yerine ahlakını ikame ediyor. Bir de yetinmiyor, “Ben ahlaklı bir insanım” diyor. Eh tabi, ahlaksızım diyecek hali yok.

Siyasetin esas dinamiğini ahlak değil, iktidar oluşturur. Ve iktidar, gücün bir temerküz merkezi olarak ahlakı, siyaset yapma araçları arasına sokarak onu kendince şekillendirmeye ve topumu yönlendirmeye çalışır. Ahlak........

© Bianet