Çocuk Hakları Masaları: Kimler İçeride, Kimler Dışarıda?
Türkiye’de çocuk hakları alanı, uzun yıllardır büyük bir emekle ayakta duran; çoğu zaman sınırlı kaynaklar, yoğun krizler ve ağır toplumsal koşullar altında sürdürülen bir mücadele alanı. Afetler, zorunlu göç, yoksulluk, çatışma, ayrımcılık ve çoklu hak ihlalleri çocukların yaşamını doğrudan etkilerken; bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri, uzmanlar ve saha emekçileri çocukların yüksek yararını savunmaya devam ediyor. Bu çaba, kuşkusuz saygıyı hak ediyor.
Ancak tam da bu nedenle, çocuk hakları alanına dair eleştirilerin susturulmadan, bastırılmadan ve kişiselleştirilmeden yapılabilmesi gerekiyor. Çünkü hak savunuculuğu yalnızca dışarıya dönük bir faaliyet değil; aynı zamanda kendi yapılarımızı, alışkanlıklarımızı ve güç ilişkilerimizi sorgulama sorumluluğunu da içeriyor. Bu yazı, tam olarak bu ortak sorumluluk duygusundan besleniyor.
Son yıllarda çocuk hakları alanında düzenlenen toplantılar, eğitimler, çalıştaylar ve paneller incelendiğinde, dikkat çeken ortak bir örüntü ortaya çıkıyor: Benzer kurumlar, benzer isimler ve benzer çevreler etrafında şekillenen kapalı döngüler. Davet listeleri çoğu zaman birbirine benziyor; konuşmacı havuzları daralıyor; yeni katılımlar ise “uygun zaman”, “organizasyonel sınırlılıklar” ya da “mevcut ağlarla çalışmanın pratikliği” gibi gerekçelerle erteleniyor.
Bu durum çoğu zaman kötü niyetli değil. Aksine, alanın pek çok aktörü iyi niyetli, özverili ve çocukların yararını gözeten kişilerden oluşuyor. Ancak iyi niyet, her zaman kapsayıcı sonuçlar üretmiyor. Uzun yıllar boyunca tekrar eden pratikler, farkında olunmadan merkezî, kapalı ve kendini yeniden üreten yapılar yaratabiliyor.
Buradaki mesele tek tek etkinliklerin formatı ya da davet listeleri değil; alanın bilgi üretme, temsil kurma ve söz hakkı dağıtma biçimleri. Kapalı ya da açık, küçük ya da büyük her masa; bu yapısal örüntünün bir parçası hâline gelebiliyor.
Çocuk hakları alanında üretilen bilginin önemli bir bölümü, büyük şehirlerden ve merkezî kurumlardan şekilleniyor. Bu durum, lojistik ve kurumsal nedenlerle anlaşılır olabilir. Ancak çocukların yaşadığı hak ihlalleri çoğu zaman merkezin dışında, sahada ve yerel bağlamlarda yoğunlaşıyor.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere birçok bölgede çalışan sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, öğretmenler ve sivil toplum emekçileri; çocuklarla doğrudan temas hâlinde, çok katmanlı sorunlarla mücadele ediyor. Ana dili Türkçe olmayan çocuklar, çok dilli eğitim ihtiyacı, kültürel farklılıklar, yoksullukla iç içe geçmiş travmalar ve ayrımcılık deneyimleri bu alanı daha da karmaşık hâle getiriyor.
Buna rağmen, yerel bilgi çoğu zaman ulusal düzeydeki tartışmalarda tali bir konuma itiliyor. Merkezde üretilen bilgi, sahaya dair genel bir çerçeve sunsa da; yerelin gündelik deneyimini, dili ve önceliklerini her zaman yansıtamıyor. Oysa çocuk hakları perspektifi, tam da bu farklı deneyimlerden beslenmek zorunda.
Temsil meselesi, zaman zaman “herkesi kapsamak mümkün değil” ya da “her etkinlik herkese açık olamaz” gibi gerekçelerle geçiştiriliyor. Elbette her masanın sınırları vardır. Ancak mesele sayısal bir kapsayıcılıktan çok, yaklaşım ve yöntem meselesidir.
Aynı bakış açılarının sürekli yeniden üretildiği bir alan, zamanla eleştirel düşünce kapasitesini kaybeder. Bu durum açık bir dışlama şeklinde gerçekleşmeyebilir; çoğu zaman sessiz, görünmez ve “doğal” kabul edilen pratikler üzerinden ilerler. Ancak sonuç........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin