Tarafsız değiliz, hak temelliyiz
bianet’te staj yapmak hem büyük bir şanstı hem de bir emek süreciydi benim için. Buraya dahil olmak da burada çabalamak da. Çünkü bianet’e girmeden önce mecburi olarak aldığım 6 aylık militarist zehirden kurtulmak ve emeğimi istediğim yolda değerlendirmek için ilaç arayışındaydım. Bu konuda çabaladım ve çabam hep sürecek elbette. Alternatif medya kuruluşlarıyla, sivil toplum alanıyla ve hak savunucularıyla daha sık ve yakın temas kurmam gerektiğini biliyordum.
bianet, ilk duraklarımdan birisiydi. Öncelikle Temel Gazetecilik ve sonrasında da Çocuk Odaklı Habercilik atölyelerine katıldım. Atölyeler beni heyecanlandırmıştı ve hem kurum olarak burada hem de çizgi olarak bu motivasyonla emek vermeyi istediğimi fark etmiştim. Atölyelerden staj sürecine uzanan süreç benim için farklı tanışıklıkların da vesilesi oldu. Bu tanışıklıklar; hak savunucuları, kurumlar, bianet’te emek verenler, diğer atölye katılımcıları, parti emekçileri vb. tanışıklıklar şeklinde uzunca giden bir zincir. Bende iletişimin neliğine dair etkili fikirler oluşturdu.
Haber yazmaya dair önemli şeyler öğrendim ama dikkatimi en çok çeken şuydu: dil. bianet, hak temelli bir çizgide mücadele yürütmeyi amaçlıyor ve dil konusunda, burada emek verenler kendi aralarında da besleyici tartışmalar yapıyorlar. Bu sebeple alanın dinamikliğini bilen dinamik kişilerle çalışmak bana çok şey kattı. Bir kelimenin kullanımının, bir kısaltmanın habere eklenmesinin ne kadar çok şeyi etkileyebileceğini bu incelikli tartışma ortamlarında daha da iyi gördüm. Bir de hak temelli olmayı değil de farklı amaçları güden medya kuruluşlarının haberlerine baktığımda aradaki farkı çok daha iyi gördüm.
Bir diğer nokta -ki oldukça önemli-, sizin haber için kıymetli görmediğiniz veya vaktinin geçtiğini düşünüp hakkında haber yapmanın gereksiz olacağını düşündüğünüz bir konunun nasıl etkili bir haber içeriğine dönüşebileceğini öğreniyorsunuz. Burada emek verenler, konu seçiminde ilgi alanlarınıza yönelip konu seçmeniz ve o konuyu haberleştirmeniz için size çok iyi bir alan açıyorlar ve yardımcı oluyorlar. Her konu haber malzemesidir ancak nasıl sunduğun, kimlerle görüştüğün, ne kadar derinlikli araştırdığın ve fikri takibini sürdürüp sürdüremediğin o haberin zenginliğini yaratıyor.
Çocuk haklarından emek hareketine, derin yoksulluktan ekolojiye, Filistin direnişinden Karayip bölgesindeki tekne saldırılarına, Etimesgut’tan İtalya limanlarına ulaşmama, daha başka alanlarda ilgimi çeken konularda haberler yazmama ve bunları iyileştirmeme yardımcı oldular. İlgi alanınızla ilgili araştırma yapmak istediğinizi söylediğinizde onu nasıl daha iyi bir habere dönüştürebileceğiniz konusunda size bağlantılar gösteriyorlar.
Haber fikrimi ilk anlattığım haliyle son çıktı hali arasındaki farkın niceliği ve niteliği benim için kıymetli deneyimler ve kazanımlardır. Burada staj yapmanın en güzel yanlarından bir tanesi de kapının kapanmayacağını biliyor olmak sanırım. bianet, güzel deneyimlerin ve tanışıklıkların oluştuğu bir yer oldu benim için.
(ÇTY/AB)
Oryantalizm, Doğu’yu yanlış tanımaktan çok, onu tanımlama yetkisini Batı’nın tekeline alma pratiğidir. Bilgi ile iktidarın aynı cümlede buluştuğu o yerden konuşur. Doğu’yu geri, irrasyonel, duygusal, eksik ve "henüz olmamış" olarak kurar; Batı’yı ise tamamlanmış, akılcı ve yol gösterici. Böylece eşitsizlik doğal, müdahale gerekli, tahakküm ise neredeyse ahlaki bir görev gibi sunulur.
Ancak bu bakış yalnızca Batı’nın Doğu’ya uzaktan tuttuğu bir mercek değildir. Bazı toplumlarda bu mercek içeri taşınır, yerlileşir, içselleşir. Aynı ülkenin sınırları içinde, aynı tarihsel yükü taşıyan insanlar arasında yeniden üretilir. Oryantalizm, böylece bir dış bakış olmaktan çıkar; bir toplumun kendi içindeki hiyerarşileri meşrulaştıran bir zihniyet rejimine dönüşür. İşte bu noktada içsel oryantalizmden söz ederiz.
Türkiye’de Kürtlere yöneltilen bakış tam olarak bu içsel oryantalizmin ürünüdür. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte laikleşme, merkezileşme, aydınlanma ve medenileşme ekseninde kurulan siyasal tahayyül, Kürtleri eşit bir kurucu özne olarak değil; modernleştirilecek, ehlileştirilecek, dönüştürülecek bir topluluk olarak konumlandırdı. Doğu, yalnızca coğrafi bir yön değil; geri kalmışlığın, gecikmişliğin ve "sorun"un adı haline geldi.
Zamanla bu bakış devletin tekelinden çıktı, topluma yayıldı. Açık inkârın yerini daha "kibar" kelimeler aldı: geri kalmışlık, hazır olmama, zamansızlık. Kürt meselesi bir eşitlik ve hak meselesi olmaktan çıkarılıp bir gelişmişlik sorunu, bir pedagojik eksiklik gibi sunuldu. Merkez konuştu, çevre dinledi. Merkez tanımladı, çevre bekledi.
Bu zihinsel kurgu, yalnızca anayasa metinlerinde, güvenlik raporlarında ya da resmî söylemde dolaşmadı. Daha derin, daha kalıcı bir hatta ilerledi: kültürel ve sanatsal üretimin içine sızdı. Çünkü iktidar en çok, kendini estetik biçimlere gizlediğinde görünmez olur.
Türkiye’de edebiyat, sinema, dizi ve tiyatro alanlarında Kürtlere ve Kürdistan’a yöneltilen bakış, içsel oryantalizmin en rafine tezahürlerinden biri oldu. Uzun yıllar boyunca Kürdistan, anlatıların fon dekoru olarak kullanıldı. Sisli dağlar, toprak yollar, taş evler, sert bakışlı erkekler, suskun kadınlar, bitmeyen kan davaları… Kürtler birey olmaktan çok bir "atmosfer"e........
