menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Budapeşte’de demokrasi için bahar vakti

18 0
18.04.2026

Viktor Orbán’ın Macaristan genel seçimlerinde yenilgiyi kabul etmesinden dakikalar sonra, çoğunluğu genç olan on binlerce insan büyük bir coşku içinde Budapeşte sokaklarına döküldü. Hiç tanışmayan insanlar birbirleriyle çak yaptı, kol kola girdi, şarkılar söyleyip Szabad Magyarország! (Özgür Macaristan) ve yeniden canlanan 1956 devrim sloganı Ruszkik haza (Ruslar evine!) sloganları attı. Kendimi “O gitti, işi bitti! Kim olduğunuzu hiç bilmiyorum ama sizi çok seviyorum!” diyen coşkulu bir gencin kollarında buldum.

Macaristan seçim tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir gecede, rejimin yenilgisi tüm boyutlarıyla ortaya çıkınca, korna seslerinin kakofonisi ve tezahürat yapan ve slogan atan gruplar eşliğinde insanlar AB bayrakları ve üç renkli Macar bayrağını salladı, otobüs duraklarının üstüne çıktı, Fidesz'in seçim afişlerini söküp parçaladı ve ayaklarıyla ezdi.

Kutlama yapan genç, kentli sol-liberal kitlelerin çoğunun oy verdikleri Tisza partisinden daha radikal, daha ilerici ve daha kozmopolit olduğuna şüphe yok. Ancak 16 yıllık yolsuzlukla dolu kötü yönetim ve demokrasinin gerilemesinin ardından, bu seçim ya hep ya hiç niteliğindeydi; Tisza’nın seçim sloganı Most Vagy Soha! (Ya Şimdi Ya Asla) bunu özetliyordu. Her ne kadar bazı çekinceler olsa da Péter Magyar’ın zaferinin umudu yeniden canlandırdığına ve liberal olmayan bir demokraside otokratik yönetimin yenilmezliği ve kaçınılmazlığı yanılsamasını ortadan kaldırdığına şüphe yok.

Rejimin küçük düşürücü yenilgisinin yarattığı coşkunun ve Orbán’ın mağlup ve güçsüz kalışının sunduğu manzaradan duyduğumuz filtrelenmemiş anlık tatminin ötesinde, demokratik düzeni yeniden tesis etme görevi, yani verilen zararı telafi etmek ve umudu canlı tutmak, hâlâ çok zorlu bir görev.

Macaristan Helsinki Komitesi, demokrasinin yeniden tesis edilebilmesi için temel hakları ve hukukun üstünlüğünü zedeleyen baskıcı uygulamaların ortadan kaldırılması ve bağımsız medya ile etkili denge ve denetim mekanizmaları da dahil olmak üzere kurumların yeniden yapılandırılması gerektiğini vurguladı: “Bu, hem bir fırsat ve hem de bir sorumluluk anı: Demokratik yenilenme seçimlerle başlar, ancak bunun hayata geçirilmesi, seçimlerden sonraki dönemde gösterilecek sürekli bir kararlılığa bağlıdır.”

Kutlamaların ertesi sabahında yayımlanan bir açıklamada Human Rights Watch (HRW) da benzer şekilde yeni hükümete, “yıllar süren gerilemenin ardından temel hakları yeniden tesis etmek, kötüye kullanılan yasa ve kurumları ortadan kaldırmak ve demokratik kurumları güçlendirmek için derhal adım atma” çağrısında bulundu. Yargı bağımsızlığının yeniden sağlanması, kararnameyle yönetimin sona erdirilmesi ve eleştirmenleri hedef almak için kullanılan yasaların yürürlükten kaldırılması gerektiğini belirtti.

Fidesz’in 2010’da açık farkla elde ettiği zaferinden bu yana – Viktor Orbán’ın “sandıkta devrim” ve “ulusal birlik için yeni bir rejim” ilan ettiği dönemden itibaren – iktidar partisi kaba bir yerlici siyaset anlayışını devletin ele geçirilmesiyle birleştirdi ve derin yolsuzluğu kurumsallaştırdı; dost ve aile çevrelerinden oluşan oligark ağları, devlet kaynaklarını engelsiz biçimde yağmaladı. Avrupa Birliği’nin uzun süre etkili bir engelleme ortaya koyamaması nedeniyle, rejim gözler önünde demokrasinin liberal unsurlarını sistematik biçimde ortadan kaldırdı. Avrupa Komisyonu uyandığında, Macaristan’daki devlet ele geçirme süreci her yönüyle fiilen tamamlanmıştı.

Meşru muhalif figürler düzenli olarak ulusun düşmanı, uluslararası komploların piyonları olarak tanımlandı; keyfi iktidar uygulamalarına karşı çıkan sivil toplum aktörleri ise rejim yanlısı medya tarafından paralı ajanlar ve hainler olarak damgalandı ve istihbarat servislerinin yasa dışı gözetimine maruz bırakıldı.

Orbán’ın sert yerlilikçiliği ve “etnik homojenliği”........

© Bianet