menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Asuman Bayrak’la son romanı üzerine: Yaşıyorsak yazalım bari

69 0
16.08.2026

Hüzün. Her kitap bittiğinde hüzünleniyorum. Uzun süre birlikte yaşadığım, her şeyi paylaştığım kahramanlarımdan ayrılmak, kelimenin tam anlamıyla hüzünlendiriyor. Umarım kitabın yolu açık olur.

Asuman Bayrak, Çarşambanın Kötüsü romanıyla ilgili “hüzün” derken kitaplarının okurla buluşmasından önceki son durağındaki hissini paylaşıyor. Romana veda kahramanlarının hayata karışması, bizlerle buluşmasının heyecanını yaşamak olsa gerek. Veda hem gitmek hem de gidememek değil mi? Hem gönüllülük hem de gönülsüzlük. Roman için bir yandan bitirmek, bir yandan da yeni bir başlangıç galiba.

Bayrak ilk kitabı “Kayıp Taşlar”da Habil'le Kabil'in kız kardeşleri Aklima ile Lebuda'nın hikayesini anlattı. Devamla “Eğrelti Otları Şarkı Söyler Mi?” anneler ve kızları hakkında. “Yalnız Kadın Cinayetleri” polisiye bir çalışmayla karşımıza çıktı. Şimdi de Çarşambanın Kötüsü.

Aynı zamanda bianet’te, kitaplarla, sinemayla, geçmiş ve gelecekte dolaşarak yazılar yazıyor. Şanslıyız, teşekkürlerle.

Çarşambanın Kötüsü üzerine, önceki romanlarında uğrayarak birkaç soru sorduk Bayrak’a.

"Bu memlekette gazetecilik yapamayacağımı anlayınca edebiyat dünyasına daldım"

Gerçekle kurgunun iç içe geçtiği bir üslupla yazıyorsun. Yazdıklarının hangisi gerçek, hangisi kurgu?

Edebiyat hayattan doğmalı ve hayatın içinde dolaşmalı bence. Yazarken gerçeklerden kopamıyorum. Bir önceki kitabım Yalnız Kadın Cinayetleri’nde, 1997 yılında geçen olayları anlatmıştım. O kitabım epey farklıydı.

Bu kez, özel olan politiktir, diyerek yola çıkıp bir fotoğraf çekmek istedim. Geçmişi deşip kurcaladım, bende kalanları ortaya döktüm. Arşiv taradım. Eski notlarımı düzenledim.

2007 Nisan’ında üç günü yazdım. Kadın dergisi çalışanlarından pazarda tezgah kuranlara, belgesel film yönetmeninden, dört duvar arasında yaşamak zorunda kalanlara hayat hikayeleri derledim.

Bir kadının boğazı kesilerek öldürülmesinin yanı sıra Hrant Dink, Önder Babat, Zirve Yayınevi katliamı gibi siyasi cinayetleri ele alırken devletin rolüne, güçlülerin ayak oyunlarına dikkat çekiyorsun. Çarşambanın Kötüsü daha politik bir roman...

Evet. Siyasi cinayetlerin yanı sıra, memleket devasa bir kadın mezbahası. Barajlarda, yol kenarlarında kadın cesetleri bulunuyor, ya da ceset asla bulunmuyor, bazıları kimsesizler........

© Bianet