menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eğitimde eşitsizliğin haritası: Bir çocuğun geleceği neden doğduğu şehre göre değişiyor?

57 0
06.10.2026

“Bir çocuğun doğduğu yer, onun geleceğinin sınırı olmamalı.”

TÜİK’in 2025 yılı Muhtemel Eğitim Süresi (MES) verileri, Türkiye’nin eğitim sistemi açısından yalnızca bir istatistik tablosu değil, aynı zamanda üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken toplumsal bir gerçekliği ortaya koyuyor.

Türkiye’de ilkokula başlama çağındaki bir bireyin, mevcut eğitim koşullarının devam etmesi halinde eğitim hayatında geçirmesi beklenen süre 16,8 yıl olarak hesaplanmış durumda. Ancak iller arasındaki farklılıklara baktığımızda karşımıza çok daha çarpıcı bir tablo çıkıyor.

Bayburt ve Karabük’te muhtemel eğitim süresi 18,6 yıl iken İstanbul’da 18,4, Tunceli’de 18,3 yıl. Listenin diğer ucunda ise Urfa 13,8 yıl, Şırnak 14,1 yıl, Muş 14,3 yıl ile yer alıyor.

Bu rakamlar arasındaki fark, yalnızca birkaç yıllık istatistiksel bir farklılık değildir. Bu fark, bir çocuğun hayatında yıllarca süren eğitim fırsatı farkı anlamına geliyor.

Peki, aynı ülkenin çocukları neden eğitim hayatlarında bu kadar farklı sürelerle karşılaşıyor?

Asıl sorulması gereken soru budur.

Eğitimde ortaya çıkan bölgesel farklılıkları yalnızca “iller arasındaki eğitim düzeyi farkı” şeklinde açıklamak, sorunun özünü görmemek olur.

Çünkü eğitim sonuçları kendiliğinden ortaya çıkmaz.

Bir çocuğun okula devam edip etmemesi; ailesinin ekonomik durumu, yaşadığı mahallenin koşulları, okulun fiziki olanakları, öğretmen sayısı, sınıf mevcutları, ulaşım olanakları, beslenme koşulları, ailelerin eğitim düzeyi ve çocuğun yaşadığı sosyal çevre gibi çok sayıda faktörden etkilenir.

Dolayısıyla bir ilde muhtemel eğitim süresinin düşük olması, öncelikle o ilde yaşayan çocukların “eğitime yeterince önem vermediği” şeklinde okunmamalı.

Tam tersine şu sorular sorulmalıdır:

Çocukların eğitimden kopmasına neden olan koşullar nelerdir?

Ailelerin ekonomik sorunları çocukların eğitimini nasıl etkiliyor?

Okulların fiziki ve akademik koşulları yeterli mi?

Öğretmen dağılımında bölgesel eşitsizlikler var mı?

Çocukların okulda kalmasını sağlayacak sosyal destekler yeterli mi?

Ve belki de en önemlisi:

Eğitim politikaları bütün çocukların gerçek yaşam koşullarını dikkate alıyor mu?

Bu sorular sorulmadan yalnızca istatistikleri açıklamak, sorunun kendisini çözmeye yetmez.

Bölge illerinin önemli bir bölümünün Türkiye ortalamasının altında kalması, Diyarbakır açısından da ayrıca değerlendirilmelidir.

Diyarbakır, nüfusu, genç nüfusunun büyüklüğü ve bölgesel merkez olma niteliği nedeniyle eğitim politikaları açısından özel bir öneme sahip.

Ancak genç nüfusun fazla olması tek başına bir avantaj değil.

Eğer gençlerin önemli bir bölümü eğitim sisteminin dışında kalıyorsa, okuldan erken kopuyorsa veya nitelikli eğitime erişimde güçlük yaşıyorsa, genç nüfusun varlığı bir potansiyelden ziyade çözülmesi gereken önemli bir toplumsal meseleye dönüşebilir.

Burada yapılması........

© Bianet