‘Kılıç artığı’: Bir zihniyetin aynası
Bazı ifadeler vardır, hedef aldığı kişiden çok söyleyenin karanlık zihnini açığa çıkarır. “Kılıç artığı” tam da böyle bir kavramdır. Hakaret kastıyla kurulur ama içinde koca bir tarihi, bir kırım hafızasını ve çarpık bir bakış açısını taşır. Bugün bu söz yeniden dolaşıma sokuluyorsa bu sadece sıradan bir polemik değildir. Bu, geçmişin tortularının bugüne sızmasıdır. Siyaset dilindeki o sert ve dışlayıcı üslubun en güncel, en çiğ örneklerinden biridir.
ANLAMIN DÖNÜŞÜMÜ VE DIŞLAMA
“Kılıç artığı” sözlük anlamıyla bir kıyımdan, bir savaştan sağ kurtulanları ifade eder. Ancak zamanla bu anlam yerini sistematik bir aşağılamaya bıraktı. Bir tespit olmaktan çıktı, bir ötekileştirme aparatına dönüştü. Bu değişim kuşkusuz tesadüf değildir. Dil, toplumsal gerilimlerin ve iktidar hırslarının içinde şekillenir. Ayrışma derinleştikçe, kelimeler de birer silaha dönüşür. Bu nedenle bu ifade basit bir söz dizimi değildir. Doğrudan kimliklere saldıran, acıları kaşıyan bir nefret söylemidir.
O KILIÇLARIN HAFIZASI KONUŞUYOR
Sayın Mine G. Kırıkkanat,
“Kılıç artığı” diyerek aşağılamaya çalıştığınız o kavram, bizim utancımız değil, sizin zihninizdeki dinmek bilmeyen kinin ifadesidir.
Evet, biz kılıç artığıyız. Kerbela’da Yezid’in kılıçlarından süzülüp gelenleriz.
Bir zamanlar Horasan’da ne kadar görkemli, ne kadar kalabalıktık. Türkmen obalarında kırk direkli çadırlar kurardık. Beylerimizin heybetinden cihan titrerdi. Oğuz denilince akan sular dururdu. Ehlibeyt ile kucaklaştık, binler, on binler olduk, Anadolu’ya akıp bu toprağı yurt tuttuk. Sizin o bahsettiğiniz kılıçlardan arta kalanlar olarak, dağ köylerinde kök saldık.
Anadolu’da Haçlı kılıcından geçtik. İç iktidar kavgalarının, taht hırslarının kılıcından geçtik.
Biz Baba İlyas olduk, “hakça bölüşelim” dedik. Şeyh Bedreddin olduk, “yarin yanağından gayrı her yerde hep beraber” dedik. Pir Sultan Abdal olduk, her daim mazlumun yanında saf tuttuk.
Her seferinde biçildik.
Her seferinde yakıldık.
Her seferinde sürüldük.
Ama o kılıçlardan hep arta kaldık.
Yemen çöllerinde biz vardık. Balkan bozgununda biz vardık. Bu memleketin en karanlık günlerinde Kuvayı Milliye olduk, yine en önde biz vardık. En öne biz sürüldük, en çok biz eksildik. İngiliz süngüsünden, Yunan kılıcından geçirildik ama yine de tükenmedik.
O hala üzerimize doğrulttuğunuz kılıçlardan geriye; biraz Kızılırmak boylarında, biraz Toroslar’da, biraz Kaz Dağları’nda, biraz da Munzur’da kaldık. Azaldık ama asla silinmedik. Sizin hakaret sandığınız o söz, bizim onurlu tarihimizdir.
Kılıçlarınıza da alışığız, dilinizdeki o zehirli kine de. Ancak şunu iyi bilin ki, o kılıçların bıraktığı “artıklar” hala dimdik ayaktadır.
SON SÖZ
Bu söz, aslında yok edilenleri değil, tüm saldırılara rağmen yok edilemeyenleri anlatır. Ve o yok edilemeyenler, bugün hala aynı kararlılıkla yerinde duruyor.
Hakkın, halkın ve haklının yanında.
Aşk ile...
