menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mekke paktı: Kime kalkan, kime namlu?

33 0
10.08.2026

7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke’deki Safa Sarayı’nda imzalanan Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki üçlü pakt, Orta Doğu’nun kalbinde yeni bir fay hattı oluşturdu. Ankara, Riyad ve İslamabad hatlarında kurulan bu yapı, resmi ağızlar tarafından “herhangi bir ülkeyi hedef almayan savunma odaklı bir iş birliği” olarak nitelendiriliyor. Fakat bölgedeki nesnel jeopolitik gerçekler, emperyalizmin dayattığı savaş senaryoları ve Türkiye’nin içinden geçtiği kritik yasal süreçler, bu imzanın kâğıt üzerindeki masumiyetini fersah fersah aşmaktadır. Batı medyasının “Müslüman NATO’su” olarak cilaladığı bu antlaşma, Ankara’yı Washington-Tel Aviv ekseninin cephe hatlarına sürme riskini barındırıyor.

NATO’NUN 5. MADDESİ MEKKE’YE TAŞINDI

Mekke Ortak Savunma Antlaşması’nın en kritik hükmü, taraflardan birine yapılacak silahlı saldırının üç ülkeye de yapılmış sayılacağını öngören kolektif meşru müdafaa maddesidir. Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesine dayandırılan bu formül, doğrudan Atlantik İttifakı’nın (NATO) meşhur 5. maddesinin kopyasıdır. Türkiye’nin askeri ve teknolojik birikimi, Suudi Arabistan’ın finansal gücü ve Pakistan’ın nükleer kapasitesi tek bir şemsiyede birleştirilmiştir.

Ankara, bu paktla stratejik özerkliğini genişlettiğini ve savunma sanayii için yeni pazarlar bulduğunu iddia etmektedir. Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Türk savunma sanayisine ortaklık teklifleri ve KAAN projesine yönelik finansal ilgisi bu tezi güçlendirmek için kullanılmaktadır. Ancak Atlantik’in sınır hatlarını çizmeye çalıştığı bir coğrafyada, askeri paktlar hiçbir zaman sadece ticari ortaklıklar üzerinden okunamaz. Antlaşmanın arka planı, Washington bölgeden çekilirken arkasında bırakmak istediği yeni taşeron güvenlik mimarisinin ayak izlerini taşıma hevesi barındırmaktadır.

BÖLGESEL İTTİFAKLARIN POTANSİYELİ

Diğer taraftan, küresel jeopolitiğin çok kutuplu bir faza evrildiği, Asya yükselirken Batı merkezli güvenlik mimarisinin çatırdadığı yadsınamaz bir gerçektir. Bu dinamik süreçte Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi bölgenin en ağırlıklı aktörlerinin kendi aralarında kurumsal bir savunma kalkanı inşa etmesi, teorik olarak Batı’ya olan bağımlılığı azaltma potansiyeli taşımaktadır. Yıllarca Washington’un tek taraflı güvenlik dayatmalarına ve keyfi ambargolarına maruz kalınan bölgede bu üç gücün, bu antlaşmayla........

© Aydınlık