Her şeye ulaşabiliyoruz ama hiçbir şeye tutunamıyoruz
Aradığımız her şey parmaklarımızın ucunda; cevaplar hızlı, seçenekler sınırsız. Ancak bu büyük kolaylık, beklenenin aksine, daha güçlü bağlar ya da daha derin anlamlar üretmiyor. Aksine, çoğu zaman tutunmayı zorlaştıran bir yüzeyselliğe yol açıyor.
Ulaşmak ile bağ kurmak arasındaki fark giderek belirsizleşiyor. Bir şeye erişebilmek, onu görmek ya da hakkında bilgi sahibi olmak; onu gerçekten anlamak, içselleştirmek ve hayatımıza yerleştirmek anlamına gelmiyor. Dijital çağda her şey hızla akıyor: içerikler, fikirler, ilişkiler, gündemler… Bu hız, derinliği değil, geçiciliği besliyor. Kalıcılık ise zamana, emeğe ve tekrar tekrar dönmeye ihtiyaç duyuyor. Oysa sürekli akan bir dünyada durup geri dönmek giderek zorlaşıyor.
Bu dönüşüm en belirgin şekilde ilişkilerde hissediliyor. İnsanlar birbirine her an ulaşabilir durumda; mesaj atmak, aramak, tepki vermek hiç olmadığı kadar kolay. Ancak gerçek anlamda “orada olmak” zorlaştı. Fiziksel yakınlık ve yüz yüze temas, yerini dijital erişilebilirliğe bıraktı. Erişilebilir olmak ise bağlanmak anlamına gelmiyor. Aksine, sürekli ulaşılabilir olma hâli ilişkileri daha kırılgan kılıyor. Çünkü bağ kurmak, yalnızca temas değil; dikkat, süreklilik ve karşılıklı emek gerektiriyor. Her an ulaşabildiğimiz şeylere, çoğu zaman daha........
