10 yıl sonra akıllı telefonlar ortadan kalkabilir mi?
Cebimizde taşıdığımız o parlak dikdörtgen… Aslında küçük bir kara delik. Zamanı, dikkati ve bazen ruh hâlimizi içine çekiyor. Sabah alarmı ondan, haberler ondan, banka işlemleri ondan, aşk ondan, kavga ondan. Böyle bir cihazın ortadan kalkması kulağa bilim kurgu gibi geliyor.
Ama tarihe bakalım. Bir zamanlar cebimizde çağrı cihazı vardı. Ondan önce sabit telefon kutsaldı. Daha geriye gidersek telgraf, mektup… Her dönemin “vazgeçilmezi” bir sonraki dönemin nostaljisine dönüştü. Teknoloji sadık değildir. Kullanıcılar da öyle.
ASIL SORU: TELEFON MU, ARAYÜZ MÜ?
Akıllı telefon bir araç. Asıl mesele arayüz, yani insan ile dijital dünya arasındaki temas noktası. Şu an bu temas bir cam ekran üzerinden oluyor. Parmağımızla kaydırıyoruz. Bu oldukça ilkel bir yöntem olabilir.
Sesli asistanlar yıllardır gelişiyor. Giyilebilir teknolojiler yaygınlaşıyor. Artırılmış gerçeklik gözlükleri artık prototip olmaktan çıkıp gerçek ürüne dönüşmeye başladı. Eğer hafif bir gözlük, mesajları görüş alanımıza yansıtabiliyor ve cihazla sesle ya da el hareketiyle etkileşim kurabiliyorsak, cebimizde bir ekran taşımaya gerek kalmayabilir.
Burada kritik kavram şu: Sürtünme. Teknoloji ne kadar az fiziksel çaba gerektirirse o kadar hızlı benimsenir. Ekranı çıkarmak, kilidi açmak, uygulamaya girmek… Bunların hepsi mikro sürtünme. Eğer yeni sistem bu adımları........
