menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Atlıkuş İmparatorluğu 6: Gri Leylek

8 0
28.10.2026

{vendor_count} satıcılarını yönetin

Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Turizm Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Atlıkuş İmparatorluğu 6: Gri Leylek

               Geceye ulaşan bir günün yolculuğunun, akşam karanlığı yavaş yavaş dost düşman üzerine eğilirken, Kıbrıs adasının hemen karşısında şimşekler yukardan aşağı ve Akdeniz sahillerine parallel olarak sarı ışık renginde hızlıca yayılıyor ve ara ara gök gürültülerini arkadan bırakarak kayboluyordu. Bunu gören Atlıkuş imparatorluğunun kıdemli orduları, kendi aralarına katılan Karakartala işaret buyurdular: Şu Akdeniz de gördüğün Gri Leylek’in gözlerine iyice bak, gözlerinin kenarında giden yollara bak, ayaklarının altındaki tırnaklarına bak, dedikçe Karakartalın zihninde az önceki şimşekler gibi ışıklar yayılmaya başladı. Karakartal bir zamanlar denizde ve karada uçarken, cebinden bir anahtar düşürdüğünü hatırladı. İşte bunu hatırladı ve Gri Leylek bu anahtarların üzerinde duruyordu, çok dikkatli olması gerekliydi, Gri Leylek uçarsa ayaklarıyla tutunduğu bu anahtar, Akdenizin derinliklerine düşecek ve Akdeniz kuruyacaktı. Karakartal bu anahtarı büyüklerinden Akdenizin sultanı Barbaros’tan almıştı, dikkatliydi ve bir o kadarda Akdenizi seviyordu, Karakartal Akdenizliydi.

            Yıldırımların ve şimşeklerin çakmasından hiç istifini bozmayan Gri Leylek, Atlıkuş İmparatorluğunun gücünü ve niyetini adı gibi biliyordu, bu nedenle işlerini ve duruşunu bir kraliçe gibi narin, alımlı, olgunlukla yapıyor ve yeşil gözleriylede gülümsüyordu. Gri Leylek bir gün akşam kendi evinde çeşitli kuş türlerine yemek ziyafeti sundu, Asyadan, Avrupadan, Afrikadan, farklı kıtalardan katılan kuş türlerine kendinin maharetlerini arz etmeye bayılıyordu bayılmasınada, hiç beklemediği birde misafir bu ziyafete katılıvermişti. Gri Leylek, bu misafiri görür görmez hissetti ve sözlerine devam ederken:

-Biz tüm kıtalarda pek çok kuş türlerine liderlik ediyoruz, böylece bizim çok derin yönetim tecrübelerimiz var, dedi, ama sesi kesildi, bir şey eksik kalmıştı ve kafasını çevirip Yesevi kültüründen gelen bu misafire dönerek,

-Elbette sizlerinde bizim kadar tecrübelerinizi burda ifade etmem gerekir” dedi.

Kıdemli üyeler, kadim dostlar kendi aralarında bir toplantı yaparken, Karakartal, Gri Leylek ile bir latifeye girmek için yaklaşınca, Gri Leylek’in gözlerinden ateşli ışıkların İstanbul’a ve diğer gözünden ise Kızıldeniz ekseninde Mescidi Aksa üzerine algoritmalar eşliğinde dalgalar gönderdiğine şahit oldu. Akdeniz’den Aksa’nın kuzey penceresine serin sulardan bakan kadim bir kıyıda, Atlıkuş İmparatorluğu’nun üyeleri gecenin en derin saatlerinde büyük bir toplantı için bir araya gelmişti.  İlginç bir ışık görselinin bu kadar güçlü gözlerden yayılmasının hangi kaynaklı tutkulardan geldiğini anlamaya bile gerek duymayan Karakartal, Atlıkuş İmparatorluğunun Maveraünnehirden yansıyan gece sohbetine iştirak etti.

Ay ışığı denizin yüzeyine gümüş bir yol çizerken, herkes sessiz bir vakarla meclisin etrafında halka halka yerini almıştı. Tam o sırada, bir muştu gibi ansızın aralarında Türkistan’ın manevi önderi, “Pîr-i Türkistan”, “Sultanü’l-Ârifîn” belirdi. Onu görür görmez bütün üyeler kıyama durdu; ellerini kalplerinin üzerine koyarak derin bir saygı ve huşu içinde hoş geldiniz selamını sundular. O an yalnız insanlar değil, sanki zaman da durdu; Akdeniz daha berrak, rüzgâr daha hikmetli, gökyüzü yağmurları daha nurani bir hale büründü.

“Sultanü’l-Ârifîn” bu feyizli toplantıya katılınca Akdeniz’de bir şeffaflık, balıklarda bile bir simetri görünmeye başladı. Yesi’den Anadolu’ya, İstanbul’a, Nişabur’a, Kosova’ya uzanan irfan halkaları, çevresine topladığı öğrenciler ve dervişlerle okyanus ötesine kadar ulaşmıştı. Meclisin ortasında vakur bir sükûnetle duran  büyük pir, sonra sevgi, dürüstlük, sabır ve merhamet üzerine bir dörtlük söyledi:

“Sevgiyle kurulur gönüllerde yüce taht,

  Dürüstlükle parlar karanlıkta her bir baht,

  Sabırla olgunlaşır insanın özü, sözü,

Merhametle dirilir dünyada hikmetin yüzü.”*

 Bu sözler halkalar üzerinde dilden dile gönülden gönüle dalga dalga yayıldı; o gece sadece bir toplantı değil, yüzyılları aşan kadim yürüyüşün bir gönül buluşması yaşandı.

            Şehir, böyle bir akşamda ışıklarını........

© Akademik Akıl