menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türk hükümdarlarının sarayları Türkçe şiirin merkezi miydi?

16 0
31.03.2026

Ortaçağ sürecinde şiir bizim bugün anladığımızın ötesinde bir etkiye sahipti. Özellikle devlet yöneticileri şiiri bir diplomatik unsur olarak da kullanıyor ve bunu başarmanın da kullanana üstünlük sağladığı düşünülüyordu.

Prof. Dr. Mustafa İsen/ Yazar

Kültür ve Turizm Bakanlığındaki görevim sırasında Londra'da başarıyla icra edilen The Turks (Türkler) adlı bir sergi gerçekleştirilmişti. Bu serginin hazırlıkları için görüşmeler yapmaya gelen üst düzey İngiliz yöneticisine Devlet Konukevinde bir akşam yemeği verdik. Bu gibi toplantılara gelinmeden önce yöneticiler karşılıklı olarak birbirlerinin biyografilerini okurlar ve muhatabının ilgilerini öğrenirler. İngiliz yönetici de benim akademisyen kökenli oluşuma vurgu yaparak sultan şairlerle ilgili bir çalışmanız olduğunu okudum, bunu tam anlayamadım, izah eder misiniz diye bir soru yöneltti, konuşmaya başlarken. Ben de ona Osmanlı hanedanının güzel sanatlara ilgisini, özellikle de şiire yönelik eserlerini anlattım. Anlayamadı... Aynı soruyu bir daha sordu. Benim tekrarlanan cevabım üzerine "Ne yani siz şimdi bana Kanuni Sultan Süleyman'ın kendi döneminde işi sadece şairlik olan kişilerle yarışacak düzeyde şiirler yazdığını ve bunların bir kitap olabilecek çapta olduğunu mu söylüyorsunuz?" dedi. Ben de evet, durum tam da böyle, diye cevap verdim. Ona bir de Kanuni Sultan Süleyman'ın klasik şiirin en hacimli divanının sahibi olduğunu söylesem, şaşkınlığı daha da artacaktı. Sonrasında toplantı boyunca uzun süre sadece bu konu konuşuldu ve bunu niye dünya bilmiyor diye, hayıflandı.

Sanat ve saltanat, tarih boyunca en çok birlikte kullanılan iki kelimedir. Saltanat mensupları sanatçıları, kendi yapıp ettiklerini hem çağdaşlarına hem de çağlar ötesine anlatıp tanıtacak, adlarını ölümsüzleştirecek isimler olarak görürken, bulunduğu konum gereği hem çağına söyleyecek sözü olan hem de bunu, tıpkı saltanat mensubu gibi, gelecek nesillere de iletebilme gayreti içindeki sanatçı, saltanat sayesinde sanatını icra edebileceği bir ortam bulabilmek umuduyla devlet yöneticilerine yaklaşmış, böylece sanat ve hamilik (sanat koruyuculuğu) ilişkisi ortaya çıkmıştır. Bu ilişkinin hem Doğu hem de Batı dünyasında birbirine benzeyen yapılanmaları bilinmektedir. Özellikle bugünkü manada bir telif sisteminin olmadığı dönemlerde bütün dünyada devlet yöneticilerinin en önemli görevlerinden biri sanatı ve sanatçıyı koruyup gözetmekti. Bu iş, özellikle ortaçağ boyunca kendi dönemine yön veren bir uygarlık olması dolayısıyla İslam dünyasında daha kurallara bağlanmış bir biçimde seyrediyordu. Fakat saltanat mensuplarının aynı zamanda sanatçı olma özelliği çoğunlukla Türk tarihinde görülen ilginç bir örnektir. Doğu ve Batı edebiyatlarında başta şiir olmak üzere güzel sanatların çeşitli şubeleri olan resim ve müzikle meşgul olmuş sultan, çar ve krallara rastlanmaktadır. Ama bunun neredeyse bütün hanedan mensuplarına yayılmış dünyadaki örnekleri, başta Osmanlı hanedanı olmak üzere Türk hanedanlarıdır.

Üstelik Türk hakanlarının diğer güzel sanatlar yanında, özellikle şiire gösterdikleri ilgi çok eski tarihlere dayanır. Türk yazı dilinin tarihi bilinen en eski örnekleri II. Köktürk Kağanlığı döneminde VIII. yüzyılın ilk yarısında dikilen Orhon Yazıtlarıdır. Bu ilk örnekler hanedan eliyle gerçekleştirilmiştir. Bu anlamda Türkçe ilk örneklerinden başlanarak XX. yüzyıla kadar büyük oranda hanedanlar eliyle temsil edilmiş dense, şaşılmamalıdır. Türkçenin sonraki dönemlerinde XIV. yüzyılda Sivas merkez olmak üzere kendi adıyla anılacak bir devlet kuran Kadı Burhaneddin (1345-1398), Celayirliler'de Sultan Ahmet (ö.1410), Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah (ö. 1467), Timurlularda Hüseyin Baykara(1438-1506), Safevi Sultan Şah İsmail (1487-1524), Hindistan coğrafyasında Babür Şah (1483-1530), Osmanlı'da Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman hükümdar şairler olarak Türkçenin en güzel ürünlerini verdiler. Doğu'da Horasan'dan Hindistan'a uzayan coğrafyada Timurlu yöneticilerin; Batı'da ise XIV. yüzyıldan XVII. Yüzyıla kadar bugünkü İran, Irak, Azerbaycan ve Türkmenistan coğrafyasında Türkmen sultanların elinde Türk şiir dili gelişimini sürdürdü. Anadolu ve Rumeli'de Osmanlı sultanları, Karadeniz'in kuzeyinde Kırım Hanları, Mısır'da Memlüklü hanedanı Türkçe şiire hayat........

© Açık Görüş