menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsrail'in casusları: Pollard vakası bize ne anlatıyor?

16 0
04.04.2026

ABD, Jonathan Jay Pollard davasından çıkardığı derslerle personel izleme ve erişim denetimlerini geliştirmiş olsa da “sayanim” ağlarının sivil hayattaki derinliği ve Siyonist ideolojinin beslediği yüksek motivasyonlu gönüllülük, bu tür yapılarla tam anlamıyla mücadeleyi zorlaştıran yapısal unsurlar olmaya devam etmektedir.

Prof. Dr. İsmail Şahin/ USKAM Başkanı

Jonathan Jay Pollard vakası, modern istihbarat tarihinin en karmaşık ve diplomatik açıdan en yıkıcı olaylarından biri olarak, devletler arası müttefiklik ilişkisinin sınırlarını ve ideolojik sadakatin ulusal kimlikle girdiği çatışmayı tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. 1954 Teksas doğumlu bir Amerikan Yahudisi olan Pollard, Stanford Üniversitesi'nde eğitim gördüğü yıllardan itibaren istihbarat dünyasına duyduğu patolojik ilgi ve ateşli bir Siyonist kimliğiyle öne çıkmış, bu süreçte kendisini Mossad ajanı olarak tanıtacak kadar ileri giden bir fantezi dünyası geliştirmiştir.

Pollard'ın 1979 yılında ABD Deniz İstihbarat Teşkilatı'nda sivil bir analist olarak çalışmaya başlaması, onun bu kişisel saplantılarını devlet sırlarına erişim imkanıyla birleştirmesine yol açmıştır. Pollard'ı casusluğa iten temel motivasyon, Haziran 1981'de İsrail Hava Kuvvetleri tarafından Irak'ın başkenti Bağdat yakınlarındaki bir nükleer reaktör tesisine düzenlenen hava saldırısı (Osirak Operasyonu) sonrası ABD'nin İsrail'den bazı kritik bilgileri sakladığına dair duyduğu inanç ve Holokost sonrası Yahudi halkının bir daha asla savunmasız kalmaması gerektiği yönündeki "asla bir daha" doktrinine duyduğu derin bağlılıktır.

Pollard'ın İsrail adına casusluk yapmaya başlamasını sağlayan kişi, 1981'deki Osirak baskınını yöneten ve İsrail'de bir savaş kahramanı olarak görülen Albay Aviem Sella'dır. O, Sella'nın Osirak operasyonu hakkında verdiği etkileyici konferansları duyduktan sonra onunla tanışmak için can atmış ve bu tanışmayı casusluk teklif etmek için bir fırsat olarak görmüştür. Pollard için Sella ile tanışmak, adeta bir kahramanla tanışmakla eşdeğerdi. Başlangıçta "ideolojik bir gönüllü" olarak 1984'te Aviem Sella ile temas kuran Pollard'ın faaliyeti, zamanla aylık 2.500 dolarlık maaşlar, lüks Avrupa seyahatleri ve mücevherlerle desteklenen profesyonel ve maddi açıdan yozlaşmış bir casusluk operasyonuna dönüşmüştür.

Bu casusluk vakasını anlamak için İsrail'in ABD topraklarında ve dünya genelinde yürüttüğü geniş kapsamlı casusluk ağını incelemek gerekir. İsrail istihbaratı, sadece "Katsa" adı verilen profesyonel saha subaylarını değil, aynı zamanda dünya genelindeki Yahudi toplulukları içerisinden seçilen ve "sayanim" adı verilen binlerce gönüllü yardımcıyı da kullanmaktadır. Lojistik destek, güvenli ev, araç sağlama ve açık istihbarat toplama gibi görevleri maaş almadan, sadece İsrail'e duydukları "ideolojik sadakat" nedeniyle yerine getiren bu "görünmez ordu", İsrail'in resmi personel sayısının çok ötesinde bir operasyonel güce ulaşmasını sağlamaktadır.

Pollard operasyonu, bu tür sivil bağlantılar ve sayanim ağının sağladığı zemin üzerinde şekillenmiştir. Operasyon, bilimsel verileri "her türlü yolla" (çalma veya rüşvet dahil) toplamayı içeren bilimsel istihbarat birimi LAKAM ve Adolf Eichmann'ın Arjantin'de yakalanması operasyonunu yönetmesiyle dünya çapında ün kazanan istihbarat şefi Rafael Eitan (1926-2019) tarafından tarafından yürütülmüştür. İsrail'in casusluğu, Pollard'ın faaliyetleri ile sınırlı kalmamış; Silikon Vadisi gibi teknoloji........

© Açık Görüş