menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Maarif mücadelesinden Terörsüz Türkiye idealine

4 0
15.09.2026

Eğitim, çocuklara matematik ve fen öğretmenin ötesinde bir meseledir. Çünkü eğitim aynı zamanda egemenlik meselesidir. Bir ülkenin okulunu kim biçimlendiriyorsa yirmi yıl sonrasını da o biçimlendirir.

Ömer Faruk Övenç/ Yazar

Masada seksen bir il vardı. Şehir Şırnak'tı. Bakan yardımcıları, genel müdürler, Bakanlığın merkez yöneticileri ve seksen bir ilin millî eğitim müdürleri aynı çatı altında toplanmıştı. Konu yaklaşan eğitim öğretim yılıydı. Dosyalar açılacak, ihtiyaçlar konuşulacak ve yeni dönemin yol haritası çıkarılacaktı.

Böyle toplantıların alışılmış adresi Ankara'dır. Devletin merkezi yöneticilerini merkeze çağırır, değerlendirmesini yapar, kararını verir ve talimatını gönderir. Bu kez Ankara Şırnak'ı çağırmadı, Şırnak'a gitti. Üstelik bunun için sıradan bir gün seçilmemişti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, millî dayanışmayı ve toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek tarihî bir adımı geniş bir mutabakatla kabul etmişti. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ve MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin uzun süredir kararlılıkla yürüttüğü Terörsüz Türkiye hedefi, siyasi iradeden hukuk zeminine taşınıyordu.

Meclis'teki kararın hemen ardından Millî Eğitim Bakanlığının bütün yönetim kadrosunun Şırnak'ta buluşması bir tesadüf müydü bilinmez. Ancak bu buluşmanın taşıdığı anlam ortadaydı.

Zor olan kısım yeni başlıyor

Millî Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin kürsüye çıktığında uzun teoriler kurmadı. "Kanunlar çıkar, politikalar belirlenir ama toplum sahip çıkmazsa arzu ettiğimiz sonucu elde edemeyiz." dedi. Ardından salondaki bütün cümlelerin önüne geçen o sözü söyledi. "Zor olan kısım yeni başlıyor."

Ben bu cümleyi o günün heyecanıyla söylenmiş bir temenni gibi dinlemedim. Bakan Tekin'in geçmişine bakınca "zor olan kısım" sözünün onun siyasi ve bürokratik hayatında özel bir karşılığı olduğunu düşünüyorum. Çünkü Sayın Bakan'ın sorumluluk aldığı dönemlerde kolay kısım pek olmadı.

Vesayetle ilk büyük hesaplaşma

Yıl 2013'tü. Bakan Tekin, akademiden gelmiş bir siyaset bilimci olarak Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı görevine yeni başlamıştı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde eğitim görmüş, siyaset ve sosyal bilimler alanında yüksek lisansını ve doktorasını tamamlamış, yıllarca devlet, toplum, vesayet, demokrasi, darbeler ve siyasal temsil meseleleri üzerine çalışmıştı. Devleti mevzuat hükümleri üzerinden tanımanın ötesinde Türk siyasi tarihinin kırılmalarını, vesayet dönemlerini ve seçilmiş irade ile bürokratik odaklar arasındaki gerilimleri biliyordu.

O günlerde önünde dershanelerin özel okullara dönüştürülmesi gibi kritik bir dosya vardı. Bugünden bakıldığında teknik bir eğitim reformu gibi görünebilir. Oysa mesele bundan çok daha büyüktü. Dershaneler, FETÖ'nün yıllar boyunca insan kaynağı devşirdiği, ekonomik güç ürettiği ve bürokrasiye uzanan ağını beslediği ana vesayet damarlarından biriydi.

Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın o tarihte Başbakan olarak bu alanı dönüştürme iradesi, örgütün kurduğu düzene doğrudan müdahale anlamına geliyordu. Siyasi irade hedefi göstermişti ve o hedefi Bakanlığın dosyasına, takvimine ve uygulamasına dönüştürme sorumluluğu Sayın Yusuf Tekin'e düşüyordu.

Hazırlanan çalışma daha kamuoyuna açıklanmadan FETÖ'nün yayın organına sızdırıldı. Ardından "45 gün sonra hiçbiriniz olmayacaksınız." tehdidi geldi. Kırk beş gün sonra 17-25 Aralık operasyonları başladı. Sayın Yusuf Tekin yıllar sonra o günleri anlatırken bu tehdidi ve ardından yaşananları, millî iradeye karşı kurulmuş vesayet düzeninin harekete geçmesi olarak tarif etti.

Bir bürokrat için böyle zamanlarda en güvenli yol beklemek, imza atmamak, cümlenin öznesini kaybetmek ve kararın sorumluluğunu başkasına bırakmaktır. Sayın Tekin bu yolu seçmedi. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın ortaya koyduğu iradenin yükünü omuzladı ve onu diğer pek çok bürokrattan ayıran vasıflardan biri tam da burada belirginleşti.

Siyasi hedefi alkışlayanların arasına katılmak kolaydır. Asıl mesele, o hedef güçlü vesayet odaklarının çıkarlarına değdiğinde ortaya çıkan dirençle mücadele etmektir. Sayın Tekin dershaneler meselesinde bunu yaptı ve 17-25 Aralık'tan sonra da geri çekilmedi. Örgütün medyası, bürokrasideki unsurları ve çevresindeki nüfuz alanları üzerinden yürüttüğü baskılar, hatta ölüm tehditleri karşısında Millî Eğitim Bakanlığındaki mücadele devam etti. Sayın Tekin, 15 Temmuz'dan önce FETÖ'nün bürokratlara ve siyasetçilere yönelik........

© Açık Görüş