Özgün Fikirler Satışta Ama Stoklarımız Hep Başkalarına Ait
Oğuz Atay’ın ardında bıraktığı en son hikâyede, bir tren istasyonda yaşayan ve gelip geçen tren yolcularına yazdıkları hikâyeleri satmaya çalışan üç insan vardı.
Semt pazarlarındaki genel geçer tezgâhlardan ayrı, bir kenarda daha özel, özgün kendi ürünlerini satmaya çalışan sessiz insanlar bana onları hatırlatır.
Bir fantezi yapalım.
Onlar arasında kendi yerine “Özgün Fikirler” köşesi diye bir ad koymuş, kendisine, tarlasında-bostanında uğraşıp didinmiş, yenilikçi bir şeyler üretip getirmiş görünümü vererek öne çıkmaya çalışan bir bey olsun.
Onun tezgâhında zaten bütün pazarda satılmakta olanları görünce, iletişimin kafa karıştırmak işi olmadığını bilen birinin aklından, “buna uyanıklık bile denemez” sözü geçebilir.
Çağın en görünmez alışkanlıklarından biri şu: İnsan, başkasına ait bir fikri alıp kendi sesiymiş gibi dolaşıma sokuyor.
Daha da vahimi, bunun fark edilmediğini sanıyor.
Sosyal medya çağında, kabaca hayal ettiğim satıcının cabbarlığına kalkışan tuhaf bir insan tipi çoğaldı.
Başkalarını önemsemiyor gibi görünüyorlar, ama başkalarının fikirleriyle konuşuyorlar.
Kendi sesi zayıf, ama özgün bir sesi varmış gibi bir akışın içinde ilerlemeye, ümit besler göründüğü gidişatta o görüntüyle kendine bir yer kapmaya çalışıyor.
Bir fikir alınıyor. Parlatılıyor.
Kendine ait mış gibi sunuluyor.
........