Cumhurbaşkanı Erdoğan devletin istihdam kapısı olarak görülmemesi gerektiğini vurguladıktan sonra “Özel sektörümüz eleman eksikliğinden dolayı işlerini büyütemez, hatta daralmaya giderken istihdam kapısı olarak devlete yüklenilmesi vahim bir hatadır. Sosyolojik kökleri de olan bu yanlıştan ülkemizi kurtarmamız gerekiyor. Siyasetten önce rızkını hem işçi olarak hem de ticaret yaparak kazanmış bir kardeşinizim. Rızkın 10’da 9’unun ticarette olduğu müjdesine kendi şahsi hayatımda bizzat şahitlik ettim.” Demiş…

Recep Bey’in siyasete atılmadan önce işçilik ve ticaret yaptığı dönemde ev kirasını ödemekte zorlandığı rivayet edilir, doğrudur yanlıştır bilemem elbette amma velakin ben bu ülkede işçilik yaparak belini doğrultabilen kimseyi görmedim.

Ticaret ise elbette başarılı olunduğu zaman ciddi kâr getirir ama hem kâr zarar kardeştir ciddi risk içerir ve hem de ticaret yapabilmek için öncelikle sermaye gerekir. Sermayesiz girişilen ticaretin başarıya ulaşma olasılığı ise çok ama çok azdır. Memlekette ticaret yapayım derken kapitali kediye yükleyip, anadan atadan kalma malı mülkü batıran da çoktur.

Recep Bey şu noktada ise haklı, kamuda işe girme sosyolojik kökleri olan bir taleptir.

Peki, bu kökler nedir?

Bu kökler temelde ikiye ayrılır:

1-Ahlaki beklentiler.

2-Gayri ahlaki beklentiler.

Önce ahlaki beklentilerden başlayayım:

Türkiye bir krizden bir diğerine savrulup duran istikrarsız siyasi ve ekonomik yapısı ile bilinir. Özel sektörde iş bulsan bile bu işin ciddi bir garantisi yoktur, kaderin patronun iki dudağı arasındadır kovdu mu kovar, kapının önüne koyar derdini de kimseye anlatamazsın.

Tamam, hadi patron kovmadı ama şirket battı maaşını muuşunu ödeyemedi ne olacak?

Ev sahibi şirket battı diye ev kirasını siler mi?

Banka eh ne yapalım ben kredi taksitlerini almayayım bari der mi?

Çoluk çocuğun okul taksiti ne olacak?

Bakkal, kasap, manav deftere ne kadar daha yazar?

Sonuçta bizim halkımız özel sektöre güvenmez, geleceğini özel sektöre bağlamak istemez “azıcık maaşım kaygısız başım” der kapağı kamuya atmayı ister.

Ayrıca özelde sadece iş güvencesi cılız değildir “çok işe az para ödenir” ve emeğin hakkı uluslararası standartlarda verilmez dahası insan onuruna yakışmayan muameleler özelde çok ama çok yaygındır. Kamuda ise maaş az olsa da iş yükü hafif, mesai saati bellidir ve genel olarak ast üst, amir memur ilişkileri çok daha nezihtir.

Siyasi ve ekonomik krizlerin peş peşe dalgalar halinde geldiği ülkelerde ticaret yapmak ise çok zor ve risklidir! Zaten ticaret yapmak için hem sermaye gerekir ve hem de ticari bilgi ve zekâ, bunlar olmadan ticaret yapmaya kalkan Türkiye gibi kaotik ortamlarda kısa sürede elde avuçtakini de yitirir dağ gibi borç altında kalıp o dava senin, bu dava benim dolanır durur. Ülkemizde insanlar bu yüzden korkar ve ticarete çok mesafeli yaklaşır. Ayrıca bu memlekette serbest rekabet koşulları işlemez bürokrasi ve siyasetle yakın ilişkiler kurmayanın herhangi bir ticari faaliyette başarılı olması da pek öyle kolay değildir.

Gelelim zurnanın zırt dediği, gayri ahlaki beklentilere:

Efendim hepimiz biliriz kamu işlerinde iş hafif, avanta lavanta olasılığı yüksektir.

Bir köşe başını da ben tutayım, hem maaşımı alayım ve hem de avantamı, hevesi ne yazık ki epeyce yaygındır…

Malum kültürümüzde bu duruma kapı aralayan “devlet malı deniz, yemeyen domuz” gibi özlü sözlerimiz bile vardır.

Kamunun hemen hemen her yerini bir kanser gibi sarmış bulunan yolsuzluk, rüşvet, bahşiş ve avanta kapma sevdası kamuda işe girmeyi teşvik eden kısa yoldan köşe dönme imkânı yaratan gayri ahlaki bir davranış biçimidir, Özal’ın bu durumu açıkça ifade eden “benim memurum işini bilir” sözü kulaklarımıza küpedir…

Ayrıca özel sektörde bir işe girebilecek liyakate sahip olmadığını bilen birçok kişi birilerine yanaşıp kamuda istihdam fırsatı aramaktadır.

Liyakat yerine sadakat arayan bir politik görüş, devlette kadrolaşma hatta başta tarikat ve cemaatler olmak üzere devleti ele geçirme peşinde koşan birtakım organize yapıların kamuda istihdam taleplerinin ne kadar yoğun olduğunu da biliyoruz.

Bunlarda kamuda işe girmek için önde gelen gayri ahlaki beklentilerdir.

Bu beklentiler de öyle kolay kolay değişmez…

QOSHE - Kamu istihdamı sorunu - Murat Sururi Özbülbül
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kamu istihdamı sorunu

51 1
17.05.2024

Cumhurbaşkanı Erdoğan devletin istihdam kapısı olarak görülmemesi gerektiğini vurguladıktan sonra “Özel sektörümüz eleman eksikliğinden dolayı işlerini büyütemez, hatta daralmaya giderken istihdam kapısı olarak devlete yüklenilmesi vahim bir hatadır. Sosyolojik kökleri de olan bu yanlıştan ülkemizi kurtarmamız gerekiyor. Siyasetten önce rızkını hem işçi olarak hem de ticaret yaparak kazanmış bir kardeşinizim. Rızkın 10’da 9’unun ticarette olduğu müjdesine kendi şahsi hayatımda bizzat şahitlik ettim.” Demiş…

Recep Bey’in siyasete atılmadan önce işçilik ve ticaret yaptığı dönemde ev kirasını ödemekte zorlandığı rivayet edilir, doğrudur yanlıştır bilemem elbette amma velakin ben bu ülkede işçilik yaparak belini doğrultabilen kimseyi görmedim.

Ticaret ise elbette başarılı olunduğu zaman ciddi kâr getirir ama hem kâr zarar kardeştir ciddi risk içerir ve hem de ticaret yapabilmek için öncelikle sermaye gerekir. Sermayesiz girişilen ticaretin başarıya ulaşma olasılığı ise çok ama çok azdır. Memlekette ticaret yapayım derken kapitali kediye yükleyip, anadan atadan kalma malı mülkü batıran da çoktur.

Recep Bey şu noktada ise haklı, kamuda işe girme sosyolojik kökleri olan bir taleptir.

Peki, bu kökler nedir?

Bu kökler temelde ikiye ayrılır:

1-Ahlaki beklentiler.

2-Gayri ahlaki beklentiler.

Önce ahlaki beklentilerden başlayayım:

Türkiye bir krizden bir diğerine savrulup duran........

© Yeniçağ


Get it on Google Play