Hürmüz Boğazı’nda kim egemen?
Dünya enerji trafiğinin can damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı, son yıllarda yalnızca jeopolitik gerilimlerle değil, aynı zamanda hukuki tartışmalarla da gündeme geliyor. Peki bu kritik su yolunda gerçekten kim egemen? İran mı, Umman mı, yoksa uluslararası hukuk mu?
Basra Körfezi’ni açık denizlere bağlayan dar bir geçit olan Hürmüz Boğazı, coğrafi olarak İran ve Umman arasında yer alıyor. İlk bakışta yanıt basit gibi görünüyor: Boğazın iki yakası bu iki ülkeye ait olduğuna göre egemenlik de onlarda. Ancak uluslararası deniz hukuku devreye girdiğinde tablo oldukça karmaşık hale geliyor.
Uluslararası hukuk açısından Hürmüz Boğazı, “uluslararası boğaz” statüsünde kabul ediliyor. Bu tanım, sıradan karasularından farklı bir rejimi beraberinde getiriyor. Evet, İran ve Umman kendi kıyılarına bitişik sularda egemenlik hakkına sahip. Ancak bu egemenlik mutlak değil. Çünkü boğaz, küresel deniz ticareti için vazgeçilmez bir geçiş noktası.
İşte burada “transit geçiş” ya da “uğraksız geçiş” kavramı devreye giriyor. Bu rejime göre, gemiler ve uçaklar Hürmüz Boğazı’ndan kesintisiz ve hızlı bir şekilde geçme hakkına sahiptir.
Üstelik bu hak yalnızca ticari gemilere değil, askeri unsurlara da tanınıyor.
Daha da önemlisi, kıyıdaş devletler bu geçişi durduramıyor ya da keyfi şekilde sınırlandıramıyor.
Bu durum, “egemenlik” kavramını klasik anlamından uzaklaştırıyor. İran zaman zaman boğazı kapatma tehdidinde bulunsa da, uluslararası hukukçuların büyük çoğunluğu bunun hukuken geçerli olmayacağı görüşündedir. Çünkü bu tür boğazlarda geçiş serbestisi, artık sadece sözleşmelere değil, yerleşmiş uluslararası teamüllere de dayanıyor.
Öte yandan elbette kıyı devletleri tamamen yetkisiz de değil. Deniz trafiğini düzenlemek, çevreyi korumak ve seyir güvenliğini sağlamak gibi önemli haklara sahipler. Ancak bu yetkiler, uluslararası geçiş hakkını fiilen ortadan kaldıracak şekilde kötü niyetli olarak kullanılamıyor. Yani bir başka deyişle, İran ve Umman “ev sahibi”, fakat kapıyı kilitleme yetkileri yok.
Günümüzde Hürmüz Boğazı’nda her gün milyonlarca varil petrol taşınıyor. Bu nedenle burada yaşanacak herhangi bir kriz, yalnızca bölge ülkelerini değil tüm dünyayı etkiliyor. Tam da bu yüzden uluslararası hukuk, bu tür stratejik noktaları tek bir devletin kararına bırakmayan özel düzenlemeler geliştirmiş durumda.
Sonuç olarak, “Hürmüz Boğazı’nda kim egemen?” sorusunun tek bir cevabı yok. Coğrafi olarak İran ve Umman egemen görünse de, fiiliyatta bu egemenlik uluslararası hukukla sınırlandırılmış durumda. Belki de en doğru yanıt şu: Hürmüz Boğazı’nda egemen olan, devletlerden çok uluslararası kuralların kendisi.
Bu noktada Montrö Anlaşmasının ne kadar özel ve önemli bir anlaşma olduğunu görüp, böyle bir anlaşmayı Rusya başta olmak üzere taraflara imzalatan Mustafa Kemal Atatürk'ün ne kadar büyük bir başarı elde ettiğine de dikkatinizi çekmek isterim.
Uluslararası Deniz Hukukuna göre doğal su yolları olan boğazlardan geçişler engellenemez ve geçiş ücreti alınamaz bunun tek istisnası ise Türk Boğazlarıdır. Türk Boğazlarında Türkiye Cumhuriyeti hem tam olarak egemendir ve hem de özellikle savaş durumlarında geçişleri kısıtlama hakkına sahiptir.
1936'da Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı döneminde imzalanan Montrö Sözleşmesi'ne göre, Boğazlar'dan geçecek gemilerden Türkiye “sıhhi kontrol”, “fener” ve “tahliye” hizmetleri için ton başına vergi ve harç almaktadır. Montrö Sözleşmesine göre vergi ve harçların miktarı Altın Frank üzerinden belirlenmiştir ve toplamda Net Tonaj başına 0,595 Altın Frank'tır. Alınması gereken ücreti Altın Frank'ın içerdiği 24 ayar saf altın üzerinden hesaplarsak net ton başına 0,17 gram 24 ayar, saf altın karşılığı ücret alınacak demektir.
Bu parayı ödeyen geçer, ödemeyen geçemez, bu bize Montrö Anlaşması ile verilmiş bir haktır.
Dünyadaki önemli boğazlar ve bu boğazlardan alınan ücretler şu şekildedir:
