menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD-İsrail hegemonyası yaygınlaşıyor

30 2
09.01.2026

ABD’nin, çıkarlarını sınır taşımayan bir şekilde kendisine hak olarak gören ve tehdit dilini çekinmeden kullanan bir tutum içinde olduğu, kendi uydurduğu “güç yoluyla barış” anlayışını bir politika olarak benimseyip uygulanmasında uluslararası hukuk, BM kararları, etik değerler gibi hususları dikkate almadan tamamen güce dayanan bir yöntem izlediği görülmektedir.

Müdahalelerinde kendine göre bir bahane ve geçerli olması ve inanılması mümkün olmayan hukuki kılıflar ortaya koymakta, bu yöntemi uzun bir süredir uygulamakta, Trump döneminde ise bunun gittikçe tırmandığına şahit olunmaktadır.

Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde, sıklet merkezini Asya Pasifik bölgesine kaydırdığı, Avrupa’nın güvenliğini dikkate almadığı belirtilmesine rağmen, Asya-Pasifik bölgesindeki asıl güç olan Çin’in kendi bölgesi içinde çevrelenmesinin yanında, etkinliğini diğer bölgelere taşımaması için girişimlerde bulunduğu da ortadır.

Bu kapsamda, “Batı Yarım Küre” olarak tarif edilen Kuzey ve Güney Amerika Kıtası ve civarındaki tüm kaynaklar ile Afrika ve dünyanın diğer bölgelerindeki ham madde kaynaklarına ulaşmayı ve gerektiğinde ticaret yollarını da kontrol etmeyi dikkate aldığı görülmektedir.

Amerika Kıtasının ABD’ye ait olduğunu, bu bölgede başka güçlerin çıkar aramasına izin vermeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bunu eylemlerle de göstererek hem bu kıtadaki hem de bu kıtada çıkar arayan kıta dışı ülkelere de gözdağı vermektedir.

Bu konu sadece Amerika Kıtasıyla, Çin’in ve Rusya’nın etkinliğinin çevrelenmesiyle de sınırlı görülmemeli, Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğini ve onun ABD politikalarıyla ve özellikle BOP’la da uyumlu bir şekilde bölgede etkinlik sağlama ve yayılmacı politikalarının desteklenmesini de kapsadığı dikkate alınmalıdır.

İran’a müdahale arayışları ve İsrail

ABD Başkanı Trump, 29 Aralık 2025’ de Netenyahu ile yeniden bir araya gelmiş, görüşmelerde İran, Gazze ve Suriye konuları ön plana çıkmıştır. İran’ın nükleer tesislerinin hedef alındığını, alınmamış olsaydı bugün Ortadoğu’da barıştan bahsetmenin mümkün olmayacağı savunmuş, İran’ın füzeleri yapmaya devam etmesi halinde İsrail’e saldırı için izin vereceğini, İran’ın nükleer silah yapımına dönmesi halinde ise hemen bir saldırı yapabileceklerini de vurgulamıştır.

Trump, ABD’nin Gazze’deki her direnişi ortadan kaldıracağını ilan etmiş, İran’ın yeniden güç toplaması durumunda “kendi tabiyle” onların canlarına okuyacaklarını söylemiştir.

Trump’ın, İran’ın nükleer kapasitesini yeniden geliştirmesi halinde askeri seçeneğin masada olduğunu açıkça dile getirmesi, Netanyahu’dan “güçlü lider”, “kahraman” olarak söz etmesi, iki ülkeyi en fazla aynı çizgide buluşturan bir husus olmuştur. Bu yaklaşım, İsrail’in uzun süredir savunduğu “önleyici saldırı” politikasının Washington nezdinde meşruiyetini koruduğu şeklinde yorumlanmıştır.

Görüşmelerden, İran, Gazze ve Netanyahu’nun siyasi konumunun İsrail hükümetinin tezleriyle örtüştüğü ve İran konusunda ABD–İsrail hattının korunduğu sonucuna varılmıştır. İran bu durumdan, ABD’yle İsrail’in kendilerine bir saldırıda bulunulacağını sonucunu çıkarmış, Rusya’nın aldığı tedbirlere bakıldığında, onun da İran’la hem fikir olduğu anlaşılmıştır.........

© Yeniçağ