Barışın kalıcılaşması için (2)
Alevilerin talepleri, yalnızca ibadethane ve bu mekanların ihtiyaçlarını karşılama tartışmasına indirgenemez. Alevilik devlet tarafından tarif edilmesi gereken bir inanç değildir. Binlerce yıllık devlet dışı kalmış bir inanç söz konusudur. Alevi toplumunun kendi inanç anlayışını, cemini, ocak sistemini, dergâhlarını, ziyaretlerini, dillerini, kültürünü ve hafızasını özgürce yaşatabilmesi gerekir. Devletin görevi Aleviliği tanımlamak değil, Alevilerin kendi inançlarını özgürce tanımlama ve yaşama hakkını güvence altına almaktır. Diyanet merkezli tekçi inanç anlayışı yerine bütün inançlara eşit mesafede duran laik ve demokratik bir hukuk düzenine ihtiyaç vardır. Böyle bir ihtiyaç ancak barışın toplumsallaşması ile mümkündür. Alevi hakikati bize şunu söyler: Hak bir bütündür. Cümle can Hakkın görünür olma halleridir. İnanç özgürlüğü olmadan demokrasi, demokrasi olmadan da toplumsal barış eksik kalır.
Barış toplumun tamamının meselesidir
Barışı yalnızca devlet ile silahlı aktörler arasındaki bir müzakereye indirgemek doğru değildir. Barış toplumun tamamının meselesidir. Kadınların, gençlerin, işçilerin, emekçilerin, farklı halkların, kimliklerin, tercihlerin ve inançların, sivil toplumun, yerel yönetimlerin ve demokratik kurumların bu sürece katılması gerekir. Çünkü barış yalnızca masada yapılan anlaşmayla değil, toplumun gündelik yaşamında kurulur. Mahallede, okulda, işyerinde, cem evinde, belediyede, parlamentoda ve sokakta kurulan ilişkiler barışın gerçek zeminidir. Her bireyin ruhen, zihnen ve bedenen özgür olması durumudur. Bu nedenle barışın dili de demokratik olmalıdır. Barışın dili yetmiş iki milleti kapsamlıdır. Hiçbir kimlik diğerinin üzerinde görülmemeli; hiçbir inanç diğerinden üstün tutulmamalıdır. Farklılıklar birbirlerinin varlık nedeni olmalıdır. Bunun için “Barış ve........
