menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tapu senetlerinin peşinde…

68 1
saturday

“Pınarbaşı-Şarkışla arasında bir köyde doğdum. Bu yüzden, Kayseri’den çok Sivaslı sayılırım. Babam Almanya’da işçiydi. Bizi hiç götürmedi, ama kendisi Almanya’ya trenle gider gelirdi. Tarihe ve coğrafyaya olan ilgimi, babam sayesinde kazandım. Onun ufku ve telkinleri, benim gözümü açtı.

Anlattığına göre: Tren, yola devam ederken -bugün Bulgaristan sınırları içinde yer alan- Filibe’de uzunca bir mola verirmiş. Komünist dönem tabii o zaman. Herkes kendi meşrebine göre bu vakti geçirirken, babam sokak sokak eski Osmanlı eserlerini ararmış. Filibe’nin merkezindeki Taşköprü Camii’nin o metruk, kubbesinin üzerinde otlar bitmiş halini görünce hüngür hüngür ağlamış mesela.

Henüz yedi yaşındaydım. Babam bir gün beni yanına çağırdı. Abimin kitapları arasındaki atlası getirtti, Türkiye haritasını açtı. Bana yaşadığımız köyü, sonra Kayseri’yi, Ankara’yı, derken Edirne’ye kadar olan yerleri gösterdi. Harita bitti artık tabii. Babam “Harita burada bitti, ama yollar ileri doğru devam ediyor. Asıl meselemiz, sınırın öbür tarafında” dedi. Ötelere dair ilk merakım böyle uyandı. Babam Filibe’yi anarken hep “bizim şehrimiz” derdi. Ben kendisine Bulgaristan’daki bir şehrin nasıl “bizim” olduğunu sorduğumda, “Oğlum, oralar dört yüz sene bizimdi. Şimdi yüz senedir Bulgar’ın elinde. Yine bizim olacak inşallah” diye cevap verirdi.

Babamın en büyük dileği, benim üniversite tahsilimi tamamlayıp o toprakları araştırmamdı. Maalesef, henüz yüksek lisansımı bile bitiremeden kendisini kaybettik. Balkanları çalıştığımı ve bu coğrafya üzerinde uzmanlaştığımı görmesini........

© Yeni Şafak