menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Gölge’den edebiyata bakmak

25 0
09.04.2026

İbn Arabî’nin (k.s.) Füsûsu’l-Hikem’inden yaptığımız okuma, onun düşünüşüne tabidir. Bir de onun düşünüşünü, Molla Camî, İsmail Hakkı Bursevî, Erzurumlu İsmail Hakkı, Elmalılı A. Hamdi Yazır… gibi büyüklerimizin görüş, yorum ve şiirleriyle birlikte düşünmüş son derece kıymetli bir düşünüş daha var elimizde:

Mustafa Tahralı’nın, Ahmed Avni Konuk, Füsûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi’yle (3. Cilt, haz.: Mustafa Tahralı – Selçuk Eraydın, İFAV, 1990), Tevhit Bilgisi -İbnü’l-Arabî ve Fikirleri Üzerine Makaleler’inde (Kubbealtı, 2023) yer alan ve bu bahiste zemin hükmündeki “gölge” kavramını da gözetmemize neden olan “Vahdet-i Vücûd ve Gölge Varlık” adlı makalesi…

Bu kıymetli makaleden sadece “V. Hayal ve Gölge Varlık” kısmını da insan-tasavvuf ve edebiyat esasında okuduğumuzda önemli bir eksiğimizi daha tamamlamış olacağımızı umuyorum.

Tahralı’nın kaydına göre, tasavvuf düşüncesinin en sarsıcı sorularından biri şudur: İçinde yaşadığımız âlem gerçekten nedir? Gördüğümüz, dokunduğumuz, uğruna sevinip kederlendiğimiz bu dünya, mutlak hakikat midir; yoksa hakikatin bize görünme biçimlerinden yalnızca biri mi? Vahdet-i vücûd anlayışı bu soruya alışılmış idraki zorlayan bir cevap verir: Âlem vardır; fakat kendi başına, müstakil ve hakiki bir varlık olarak değil. O, Hakk’ın mutlak vücûdu karşısında bir gölge, bir akis, bir hayal sûreti mesabesindedir.

Buradaki “hayal” kelimesi, gündelik dildeki gibi asılsızlık anlamına gelmez. Tasavvufta hayal, yokluk değil; kendinden kaim olmayan görünüş demektir. Gölge nasıl kendi başına var........

© Yeni Şafak