Türk devlet geleneğinde Kut kavramı
Devlet, yalnızca toprakları yöneten bir güç mekanizması değil; aynı zamanda adalet, ahlâk ve meşruiyet iddiası olan tarihsel bir kurumdur. Türk devlet geleneğinde bu iddianın adı Kut'tur. Kut, iktidarı kaba kuvvetten ve keyfilikten ayıran; onu ilahî irade, töre ve ahlâk çerçevesine bağlayan özgün bir meşruiyet anlayışıdır. Bu yönüyle kut, Türk siyasal hafızasında gücün değil, emanetin ve sorumluluğun adıdır.
Türklerin tarih sahnesindeki uzun yürüyüşü, bize şunu gösterir: Devleti ayakta tutan asıl unsur kılıçtan önce adalettir. Bu adalet anlayışı, İslâmiyet'le birlikte Ehl-i Beyt ahlâkı ve Kerbelâ bilinciyle derinleşmiş; iktidarın sınırlarını çizen güçlü bir vicdan hattı oluşturmuştur.
Kut anlayışının kökleri, İslâmiyet'ten önceki Türk devletlerine kadar uzanır. Asya Hunları ve özellikle Göktürkler döneminde hükümdarlık, insan iradesinin ürünü değil; Gök Tanrı'nın takdiri olarak görülmüştür. Orhun Yazıtları'nda kağanın, "Tanrı buyurduğu için tahta oturduğu" açıkça ifade edilir. Bu ifade, iktidarın kutsallaştırılması değil; tam tersine sınırlandırılmasıdır. Çünkü Tanrı'dan gelen kut, adaletle korunur; zulümle kaybedilir.
Bu anlayışta hükümdar, halkı doyurmak, korumak ve töreye uygun yönetmekle yükümlüdür. Töre bozulduğunda yalnız düzen değil, meşruiyet de çöker. Kut, işte bu noktada devletin ahlâkî........
