Millet-devlet-maneviyat dengesi: İnanç gönülde, hukuk devlette
Baskıdan istismara: İnanç-güç dengesizliği
Devlet, adaletle düzeni sağlamak için vardır. Millet, bu düzenin öznesidir. Maneviyat ise insanın vicdanını, ahlâkını ve sınırlarını belirler. Devlet maneviyata hükmettiğinde baskı doğar. Çünkü inanç ve vicdan alanı zorla yönetilemez. Maneviyat devleti ele geçirdiğinde ise istismar başlar; din ya da kutsal kavramlar siyasal çıkarların aracı hâline gelir. Millet, bu iki güç arasında ezildiğinde ise çözülme olur; toplumsal bağlar kopar, güven duygusu kaybolur.
Anadolu'nun tarihsel birikimi, bu dengenin nasıl kurulabileceğini göstermiştir. Özellikle Anadolu Yörük Alevileri ve onların ortaya koyduğu Bektaşi ruhu, bu konuda eşsiz bir örnektir. Bu anlayış, ne devleti kutsallaştırır ne de maneviyatı bir güç aracına dönüştürür. Merkezine insanı ve ahlâkı koyar.
Ehl-i Beyt anlayışı ve ahlâk temelli inanç
Ehli Beyt anlayışı, Bektaşilikte bir kimlik siyaseti değil, bir ahlâk öğretisidir. Hz. Ali, burada bir slogan değil; adaletin, ölçünün ve vicdanın temsilidir. Ehli Beyt sevgisi, iktidar talebi değil; zulme karşı duruşun adıdır. Bu nedenle Bektaşiliğin, tarih boyunca devlete........
