menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suçun Kimliği Olmaz

4 0
20.04.2026

Hafta sonu bir kitap söyleşisinde, kelimelerin dingin aktığı bir anın ortasında bir cümle düştü masaya. Söz alan bir okurumuz, aslında hepimizin zihninde dolaşan ama çoğu zaman dillendirmediği bir gerçeği açık etti: "Toplum olarak çok kötüye gidiyoruz.Eğer bu saldırıyı yapan sakallı, dindar biri olsaydı… şimdiye kadar ‘yobaz’, ‘bağnaz’ denilecekti.Ama yapan daha modern (modernlik anlayışım farklıdır, beni tanıyanlar bilir) bir aileden olunca… bu sefer de ‘İslam olmazsa toplum böyle olur’ deniliyor.”Bu cümle, bir olaydan çok daha fazlasını anlatıyordu. Çünkü mesele artık bir suçun kendisi değil, o suçun kimin üzerinden okunacağı meselesine dönüşmüş durumda.Biz, gerçeği anlamaya çalışmıyoruz.Gerçeği, kendi düşüncemize benzetmeye çalışıyoruz.Bir olay oluyor. Henüz ne olduğu tam bilinmeden, toplum ikiye ayrılıyor. Herkes kendi mahallesinden bakıyor. Bir taraf suçun failini büyütüp genelleştiriyor, diğer taraf aynı hatayı tersinden yapıyor. Ortada bir acı var ama o acının etrafına örülen yorumlar, acının kendisinden daha sert, daha keskin.Oysa hakikat çoğu zaman bu kadar gürültülü değildir.Hakikat, sessizdir… ama derindir.Bugün Şanlıurfa’da yaşanan bir olayla, Gaziantep’te yaşanan bir başka hadise bize sadece şunu göstermiyor: Bir suç işlendi.Bize asıl şunu gösteriyor: Toplum olarak suçu nasıl okuyoruz?Çünkü bizde bir alışkanlık var.Bir kişinin hatasını, ait olduğu düşündüğümüz herkese paylaştırmak.Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de En'am Suresi 164. Ayet’te şöyle buyuruyor:“Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.”Bu ayet bize açıkça şunu öğretir: Suç bireyseldir, sorumluluk şahsîdir. Bir kişinin hatası, başka bir insana ya da topluluğa yüklenemez.Bir insan düşüyor…Biz, onun düştüğü yeri değil, hangi yoldan geldiğini tartışıyoruz.Bir suç işleniyor…Biz, suçun nedenini değil, failin kimliğini konuşuyoruz.Ve en tehlikelisi:Bir yanlış, bir anda bir düşüncenin, bir inancın, bir yaşam biçiminin üzerine yıkılıyor.Bu, adalet değildir.Bu, sadece öfkenin yön değiştirmiş hâlidir.Daha önce de yazdık. Defalarca söyledik.Bir yanlış, onu yapan kişiye aittir.Toplumlara, inançlara, fikirlere değil.Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de Maide Suresi 8. Ayet’te şöyle buyuruyor:“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun; bu, takvaya daha yakındır.”Bu ayet ise bize şunu hatırlatır: Duygularımız, öfkemiz ya da tarafımız ne olursa olsun, adaletten sapma hakkımız yoktur. Hakikat, taraflara göre eğilip bükülmez.Aksi halde biz suçla mücadele etmeyiz…Sadece yeni düşmanlar üretiriz.Devam ediyorumBu mesele aslında yeni değil. Sadece bugün daha görünür hâle geldi.Erfurt Okul Saldırısı’nda da,Jokela Okul Saldırısı’nda da benzer bir tablo vardı.Failin kim olduğu konuşuldu, geçmişi didik didik edildi, kimliği üzerinden anlamlar üretildi. Ama olayların arka planına bakıldığında bambaşka bir gerçek ortaya çıktı: yalnızlık, dışlanmışlık, içe kapanma ve derin bir anlam boşluğu…Hiçbir din tek başına suçlu değildi.Hiçbir yaşam tarzı tek başına açıklayıcı değildi.Ama insanlar yine de bir taraf seçti.Ve gerçeği değil, tarafını savundu.Bugün bizim yaşadığımız da bundan çok farklı değil.Biz hâlâ “kim yaptı?” sorusuna kilitlenmiş durumdayız.Oysa sormamız gereken soru şu:“Bu nasıl oldu?”İşte o zaman mesele derinleşiyor.Aile karşımıza çıkıyor.Bir çocuğun ilk dünyasıdır aile.Eğer o dünyada çatlaklar varsa, çocuk o çatlakların içinde büyür.Eğitim sistemi karşımıza çıkıyor.Her çocuğu aynı kalıba sığdırmaya çalışan bir yapı, taşanları dışarı itiyor. Oysa her çocuk aynı değildir. Kimi sessizdir, kimi taşkın… kimi kırılgandır, kimi içine kapanık.Ve en çok ihmal edilenler:Özel ilgiye ihtiyaç duyan çocuklar…Onlar çoğu zaman sistemin dışında kalıyor.Aileler yalnız bırakılıyor.Ekonomik zorluklar, psikolojik yükle birleşiyor.Oysa bu çocuklar kaybedilecek hayatlar değil, kazanılacak emanetlerdir.Devletin, toplumun ve eğitim sisteminin burada daha kapsayıcı olması gerekiyor. Özel eğitim imkânlarının artırılması, ailelere maddi ve manevi destek sağlanması, bu çocukların doğru ortamlarda eğitim alabilmesi…Çünkü mesele sadece bir olayı konuşmak değil,o olayın tekrar etmesini engellemektir.Toplum farklı olabilir.İnsanlar farklı düşünebilir.Ama bir kişinin yaptığı yanlışı, bir topluluğa yüklemek…hem o topluluğa haksızlıktır,hem de o yanlışı anlamamaktır.Çünkü biz suçu doğru yere koyamazsak, çözümü de bulamayız.Ve belki de en acı olan şu:Biz hâlâ suçun kimde olduğunu tartışırken…suçun neden ortaya çıktığını gözden kaçırıyoruz.Oysa mesele çok daha derinde.Ve biz, yüzeye bakarak derinliği ölçmeye çalışıyoruz.


© Yeni Meram