‘Devam etme istencinin’ ölümü
Bu cümleleri, Alevkayası’nın –umarım- pek de bilinmeyen bir noktasından yazıyorum.
Geliyorum arada. Birkaç sevdiğimi de getirmişliğim var...
Eğer bu yazdığım ‘şeyi’ yayınlarsam, tam bu noktayı olmasa da yakınlardaki bir diğer favori mekanımı seninle paylaşırım...
Mekanın keşfedilme hikâyesini yazmayı çok isterdim ama birkaç kişinin demir parmaklıklar ardına gönderilmesini kaldıracak psikolojide değilim...
Her neyse.
Bugün biraz spontane oldu.
Sandalyemi çektim, hoparlörümü açtım, “Dark and Chill” isimli bir ‘playlist’ başlattım.
Tavsiye ederim! Fugazi’den I am So Tired ile başlıyor, Cigarettes After Sex’e, oradan Slowdive’a, hatta Pink Floyd’a kadar uzanan geniş bir yelpazeye sahip.
Bu güzel tınılar, doğanın derin uğultusuyla birleşiyor...
Sadece oturup, doğayı izlemek yetmiyor; insanın içinden bir şeyleri yazarak ‘kusmak’ geliyor…
Şükür ki laptop arabadaydı, fazladan 20 dakika yürümek, iyi hissettirmek dışında bir işe yaramazdı…
Pilim yüzde 60. Umarım hayat enerjimle yarışmaya kalkmaz.
***
Karşımda Mesarya’nın kahvesi ağır, yeşili seyrek tonları, biraz yürürsem solumda Akdeniz’in maviliği. Biraz daha sola gidersem, askeri yasak bölge...
Gitmesem daha iyi.
Bu arada, Alevkayası’na çıkış yolu da asker tarafından kapatılmıştı.
Yolu bekleyen kamuflajlı adama sordum “Neden duruyorsun” diye. Havan atışı yapıyorlarmış. Güvenliğim için, tabiata çıkmamam gerekiyormuş…
Ordunun bu zevki de elimden almasına izin veremezdim. Bufavento Restoran’ın yanından devam eden yolu kullandım. İyi ki de yapmışım. Güzergah daha da renkliydi.
Teşekkürler canım ordumuz…
Buraya her oturduğumda aklıma aynı şey geliyor: O meşhur yeşil hattın çizgisinden, askerinden, devletinden, faşistinden, kötüsünden arındırılmış bir görüntü.
Sınır falan görünmüyor. Barikatların ‘yalanlığını’ anlatıyor. Bir adım geriye çekilince, nasıl bir oyunun içinde olduğumuzu fark etmemiz gerektiğini söylüyor...
Aynı manzara, Cem Karaca’nın “Oh Be!” isimli parçasını da aklıma getiriyor: “Kuş olup da o yakaya uçasım gelir. Uçsam da konamam ki of be!”
Gülüyorum, ‘dönek herif’ diye geçiriyorum aklımdan...
Ama bugün her zamankinden farklı, yeni bir düşünce zihnimde beliriyor.
Beynin derinliklerinde doğduğu an yok etmeye çalıştığımız, üzerine düşünmekten itinayla uzak durduğumuz, belki de tek gerçek.
Ölüm.
Bulunduğum konumdan sadece dört adım uzakta. Öylece duruyor. Davetkâr değil, kendi halinde takılıyor...
O dört adım; buralara birlikte geldiğimiz bir........
