Millet; büyük bir kader ortaklığıdır
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli dün gerçekleşen grup toplantısında yaptığı konuşma ile yine Türkiye gündemiyle birlikte dünya gündemine ve her zamanki gibi tüm gönüllere damgasını vurdu. Devlet Bahçeli’nin yaptığı konuşmada öne çıkan başlıklar şöyleydi: Devlet aklının ve gücünün önemi, millet tanımlaması, görüneni değil görünenin arkasını okumanın gerekliliği, dava bilinci ve sadakatin gerekliliği, Irak’ın Türkiye için komşu ülke olmasından öte önemde olduğu, Kerkük duyarlılığı, Türk ve Türkiye Yüzyılı, Türkiye’nin dünya için vazgeçilmez bir değer olduğu, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nün anlam ve önemi, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in yaptığı kendini aşan “küstah” Türkiye açıklaması… Devlet Bahçeli’nin grup konuşmasını özetlemeden önce, hayranlıkla dinlediğim “millet tanımlamasını” sizinle paylaşmak istiyorum. Çünkü bu tanımlama Türkiye Yüzyılı ile birlikte Yeni Dünya Düzeni’nin de omurgasını belirleyen değerdeydi. Ve inşa ettiği NUH’UN GEMİSİ’nin yol alma rotası gibiydi…
“Millet; aynı göğe bakan, aynı toprağa emek veren, aynı bayrak altında vakar bulan, cenazede omuz omuza yürüyen, düğünde aynı sevinçle ayağa kalkan, tasada ve kıvançta birbirine yönelen büyük bir kader ortaklığıdır. Çünkü millet dediğimiz hakikat, sadece acıyla tahkim olunmaz; sevinci paylaşma ahlâkıyla da olgunlaşır. Millet; yasla yoğrulur, neşeyle tamamlanır, hatıra ile kök salar, ülkü ile yükselir. Millet olmak; beraber yaşama arzusunun ötesinde, beraber yürüme ahdidir. Beraber yürümenin üstünde ise beraberce tarih yapma kudretidir. “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” sözü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün millet tasavvurunu en veciz şekilde ortaya koyan tariflerden biridir” cümleleriyle millet tanımlamasını yapan Bahçeli’nin bu özeti hepimizin altına yüreğini, geleceğini, umutlarını, sadakatini koyacak değerdeydi.
DAVA SADECE YÜREKTE YAŞAMAZ
Dava bilinci mesajları veren Devlet Bahçeli’nin “dava yalnız yürekte taşınarak yaşamaz; hayata geçirilerek yaşar. Milletle ve devletle buluşmayan bir iddia tarihte kök salamaz” cümleleri ardına kadar açılan Terörsüz Türkiye ve Türkiye Yüzyılı kapısının anahtarı niteliğinde. Çünkü yüreğindeki davasını hayata geçiren Bahçeli, inşa ettiği NUH’UN GEMİSİ ile savaşlar ve kaoslar eşliğinde kavrulan bölgeye ve dünyaya ilham olurken “davam uğruna canımı taşın altına koydum. Davasına, devletine, milletine sahip çıkan herkes bunu yapmalı” diyordu.
TÜRKİYE YÜZYILI İLE HUZUR BULAN KERKÜK
100 yıllık hasretin vuslata dönüşmesiyle Kerkük Valisi olarak görevlendirilen Irak Türkmen Cephesi Başkanı Muhammed Seman Ağa’yı konuşmasında tebrik eden Devlet Bahçeli kürsüden şöyle seslendi: “Irak Türkmen Cephesi Başkanı Muhammed Seman Ağa’nın vali seçilmesi ve göreve başlaması, tarihî acılara bir nebze merhem olmuş, Türkmen iradesinin Kerkük’te yeniden görünür hâle gelişi bakımından tarihî bir dönüm noktası oluşturmuştur. Şehirde yükselen kardeşlik vurgusu; Türkmen’i yok saymayan, Arap’ı dışlamayan, Kürt’ü ötekileştirmeyen, Süryani’yi silmeyen, herkesin hukukunu tanıyan, fakat Türkmen varlığını da asli ve kurucu bir hakikat olarak teslim eden bir dengenin müjdesidir. Nasıl ki Türkiye Yüzyılı’nın kutlu hedefi terörden arınmış, huzurun hüküm sürdüğü Terörsüz Türkiye ise; gönül coğrafyamızdaki arzumuz da aynı istikamettedir. Türkiye terör belasından kurtuldukça Kerkük’te kurulan yeni düzen bölgeye nefes aldıracaktır.”
VON DER LEYEN’DEN “KÜSTAH” AÇIKLAMA
Devlet Bahçeli’nin gerçekleştirdiği grup konuşmasında Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “Avrupa Türkiye, Rusya ve Çin in inisiyatifine bırakılamaz” cümlesi geniş bir şekilde yer aldı. Nasıl almasın ki? Türkiye tüm bağını koparırsa Avrupa’nın ağır, aksak, huzursuz ve güvensiz kalacağını çok iyi bilen von der Leyen’in korkularıyla ve gerçeklerle yüzleşmesi gerekiyordu. Bahçeli yaptığı konuşma ile hem bu yüzleşmeyi gerçekleştirdi hem de Avrupa’nın “kendine baktığı dev aynasını” kırdı. Bahçeli bu aynayı kırdı çünkü hatırlarsanız Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyareti öncesinde şöyle bir açıklama yapmıştı Devlet Bahçeli: TRÇ ittifakı da masamızdadır.” Yani “sanmayın ki sadece siz varsınız! Karşınızda eski Türkiye yok, oyunları bozan ve yeni ittifaklar kurabilen güçlü bir Türkiye var” demişti. Von der Leyen’in yaptığı “Avrupa kıtası Rus, Türk ve Çin etkisine bırakılmamalı” açıklama aslında Bahçeli’nin yaptığı TRÇ ittifakı açıklamasından duydukları korkunun dışa vurumuydu. “Bu söz, sıradan bir cümle gibi geçiştirilemez. Avrupa Komisyonu Başkanı’nın ağzından dökülen bu söz, dilin kazası olarak görülemez; zihnin derinliğinde duran tasnifin, kibrin ve çifte standardın dışavurumudur. Nitekim bu küstah dilin jeopolitik bakımdan sorunlu, gerçeklikten kopuk ve çifte standartlı bulunduğu bizzat kendi çevrelerinde dile getirilmiştir. Avrupa Birliği, Türkiye’yi yıllardır üyelik bahsinde dışarıda, güvenlikte içeride, değerler söyleminde ötede, yük paylaşımında beride tutmaya çalışmıştır. Bir yandan ölçüt, ilke, norm ve uyum diyerek parmak sallamış; öbür yandan kendi jeopolitik ihtiyacı belirir belirmez Türkiye’yi enerji koridoru, ulaştırma kapısı, dijital bağlantı zemini ve güvenlik paydaşı ve yeri geldiğinde adeta bir tampon işleviyle yeniden devreye çağırmıştır. Fakat eşitlik bahsi açıldığı anda eski kibir cümlelerine rücu etmekten geri durmamıştır. Bu tutum, siyasal ahlâk bakımından sakattır; stratejik akıl bakımından ise tutarsızdır. Türkiye; jeopolitik düğümlerin tam ortasındadır, kilit noktasıdır, cümle kapısıdır. Mesele Ankara’nın istikameti değil; Brüksel’in ikiyüzlü siyasetidir. Mesele Türkiye’nin duruşu değil; Türkiye’yi gerektiğinde dışlayıp gerektiğinde kullanmak isteyen çarpık, çıkarcı, ikiyüzlü Avrupa zihniyetidir. Bu tablo yeni değildir. Avrupa’nın tarihî serencamı ortadadır. Coğrafi keşiflerden itibaren büyüttüğü güç, büyük ölçüde kan, gözyaşı, gasp, sömürü ve intihal çizgisi üzerinde tahkim edilmiştir. Bugün Avrupa kıtasının karşı karşıya bulunduğu asıl buhran, dışarıdaki rakiplerinden evvel kendi içindeki mana kaybıdır. Avrupa bugün kendi siyasi körlüğüyle yüz yüzedir. Şayet Avrupa, Türkiye’ye karşı kullandığı dili adalet, hakkaniyet ve rasyonalite zeminine çekmezse, kendisini hâlâ eski hiyerarşi duygusunun konforu içinde zannederse, Türkiye’yi ihtiyaç anında çağrılacak rahatladığı anda ötede tutulacak bir unsur gibi görmeyi sürdürürse, kendi tarlasını nadasa mahkûm eden siyasi bir kuraklıkla karşı karşıya kalacaktır. Tarih; kibrini aklının önüne geçiren merkezlerin nasıl çözüldüğüne defalarca şahittir…”
TÜRKİYE SABRI KUDRETLE TAMAMLAYAN BİR DEVLETTİR
Devlet Bahçeli “Türkiye” başlığının altını da güncel ve güçlü cümlelerle doldurdu. Çünkü son süreçte Türkiye’yi “kendince” zorlayıp savaşın ya da kaosun merkezine çekmeye çalışanlar her yolu deniyor. “Türkiye yalnız rahat günlerin devleti değildir. Bu milletin acı eşiği yüksektir” diyen Bahçeli sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu devletin kriz hafızası derindir. Türkiye, sarsıntı anlarında savrulmayan, yüksek basınç anlarında paniğe kapılmayan, tahrik karşısında öfkesini akla, gerilimi stratejiye, tehdidi iradeye tahvil eden köklü bir devlet geleneğinin bugünkü adıdır. Türkiye, sabrı kudretle tamamlayan bir devlettir. Bizim sükûnetimiz zaaf diye okunamaz. Bizim sabrımız geri çekilme işareti olarak yorumlanamaz. Bizim serinkanlılığımız tereddüt perdesi sanılamaz.. Türkiye’yi hafife alanlar, çoğu zaman onun sessizliğini yanlış okumuş, vakarını edilgenlik sanmış, sabrını sınamaya kalkışmış, ardından da tarih karşısında mahcup olmuştur. Çünkü Türkiye’nin sessizliği; birikmiş hafızanın, hesaplanmış zamanlamanın, kontrollü gücün sessizliğidir. Türkiye’nin sükûneti; devlet aklının sükûnetidir. Türkiye’nin gecikmiş görünen adımı tereddüt adımı değildir; bu adım çoğu zaman zemini yoklayan, zamanı olgunlaştıran, sonucu tahkim eden tarih tecrübesinin adımıdır…”
