menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Risalet-i Ahmediye’nin mu’cizevî imzası-1

8 0
07.04.2026

İnsanoğlunun kâinattaki varlık sebebini anlamlandırma çabasında en açık ve nurlu rehber, hiç şüphesiz risalet-i Ahmediye’dir (asm). Bediüzzaman Said Nursî’nin Risale-i Nur Külliyatında müstesna bir yere sahip olan On Dokuzuncu Mektup (Mucizat-ı Ahmediye Risalesi), Peygamber Efendimiz’in peygamberliğini üç yüzden fazla mu’cize ile ispat eden muazzam bir bürhandır. Ancak bu mu’cizeleri basit tarihî birer vaka olarak okumak yetmez; asıl mesele, modern çağın getirdiği “bilimsel cehalet” ve “maddeperestlik” perdelerini aşarak bu hakikatleri kalbe nasıl kabul ettireceğimizdir. Üstad Bediüzzaman’ın veciz ifadesiyle “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür.”¹ 

Mu’cizenin Mahiyeti ve Cehaletin Kaynağı

Mu’cize, kelime anlamıyla “insanı aciz bırakan” demektir. Cenab-ı Hak, elçisini tasdik etmek için tabiat kanunlarını geçici olarak durdurur ve İlâhî iradesini doğrudan gösterir. Günümüzde bu mu’cizelere karşı oluşan direncin temel sebebi, kâinatı sadece “sebepler dairesinden” ibaret sanan bir cehalettir. Bu bakış açısı, çekirdeği görür, ama onu ağaç yapan kudreti görmez; parmağın işaretiyle ikiye bölünen ayı (Şakk-ı Kamer) imkansız görür ancak o ayı semada direksiz tutan kudreti sıradanlaştırır.

On Dokuzuncu Mektup bize öğretir ki; bir parmağından su akıtan veya bir avuç yemeği yüzlerce kişiye paylaştıran Zat, aslında rızkı her gün topraktan ve gökten gönderen Allah’ın elçisidir.

Birini bu mu’cizelere inandırmak için “oldu” demek kâfî gelmeyebilir. On Dokuzuncu Mektub’un metodolojisini takip ederek şu adımları izlemek gerekir.

Tevatür ve nakil sağlamlığı: Mu’cizeler, İslâm tarihindeki en sağlam nakil zinciri olan “tevatür” ile gelmiştir. Yalan üzerine........

© Yeni Asya