Emanetin bilincinde olmak
Nerede, işte bu fânî dünyada. Nereye kadar? Küçük kıyametlere kadar. Nasıl? Emanetten emin bir şekilde. Verileni verene, kullanma kılavuzuna (Kur’ân’a) göre kullanmış bir şekilde, yerli yerinde, o gün geldiğinde teslim etmek.
Evet, bugün eşim, çocuğum bana emanet, yarın biz onlara emanet. Rabbim çocuğu, doğar doğmaz önce anaya sonra babaya musahhar eylemiş. Dilsiz, ayaksız öyle bir meleğe teslim etmiş ki, dilini bırakın bakışından anlar, yüreğinden cevap verir kılmış.
Anne ve baba, ömürleri boyunca, elleri ayakları tutmaz oluncaya kadar, göğüslerinde, kucaklarında, sırtlarında taşırlar. Yemezler yedirir, içmezler içirirler. Gün gelir devran döner. Vücut binasının taşları her bir ömür sermayesi ki bir bir dökülüp, beli eğilmeye, eli titremeye, kulağı duymamaya, gözü görmemeye başlayınca, nöbet değişim zamanı gelmiştir. Bu sefer evlat bakan, ebeveynler bakılan olur. Yani emanet ve emanetçi değişmiştir.
İşte er meydanı, harman zamanı, buğday ile sapın ayrılma zamanı. Emanete sahip çıkan buğday, çıkamayanın sap olduğu zamandır o zaman.
İnsan nereden gelip nereye gideceğini, bu dünyaya niçin geldiğini bilmiş ise o zaman buğday biçebilir. Yoksa ekmeden biçmeye........
