Meşveretin hukuku (2)
Meşveretin hakikî manasının anlaşılmasını, ben biliyorum inadı ve şahsiyetçilik anlayışı perdelemektedir. Risale-i Nur ölçü ve prensiplerini ben tek başımla çok daha iyi anlıyorum inancı enaniyeti şişiriyor, tehlikeyi görmemizi engelliyor. Ve “Siz hizmeti düşünmeyin, tesanüdü muhafaza edin” olan en önemli vazifemizi bozuyor.
Meşveret bir ibadettir ve ibadetler yalnız dünya hayatının saadetini temin etmek için yapılmaz. Dünya cihetinde ki muradımız yerine gelmedi diye ibadet halis olmadı denmez. Meşveret ibadetinin de hem dünya, hem ahirete bakan cihetleri vardır. Yani; kaderin de bir hissesi, bilemediğimiz tecelli etmesi gereken cilveleri de vardır. Benim fikrime muhalif olan ekseriyetin fikri kabul edildiğinde, elbet bir hikmeti vardır diye teslim olmak meşveret hakikatinin mahiyetini anlamış olmanın gereğidir. Elbette meşveret zeminlerinde kararlar revize edilebilir aynı kalabilir, fakat nihaî karara karşı gösterilmesi gereken tavır uygun hareket etmektir. Yerli yersiz her yerde nihaî kararlara muhalefet etmek, yanlıştır hatadır diye ihtilafı körüklemek, tesanüdü bozmak meşveretin hukukuna riayetsizliktir.
Uhud’da şehit düşen Ashab, hesap gününde ehl-i Cennet olan genç Ashabdan çocuklarımızın yetim, eşlerimizin dul kalmasına sebep oldunuz diye davacı mı olacaklar?
Kâinatta, kendisinden daha samimî, daha haklı ve daha müstakim kimse bulunmayan Efendimiz’in fikrine muhalif bir karar alıp dünya hayatımızın saadetini bozdunuz diye mi davacı olacaklar?
Hep birlikte Cennette ebedî saadete mazhar olmayacaklar mı? Ebedî birer dost olarak yaşamayacaklar mı?
Şehadet makamına ulaştıkları ve nihayetsiz ihsana mazhar oldukları için şükretmeyecekler mi?
Elbette şükredecekler.........
