ABD’nin stratejileri mi, Londra-Pekin hattı mı?
Yeni bir dünya düzeni şekillenirken, yeni ittifaklar ve ortaklıklar da kaçınılmaz biçimde ortaya çıkıyor. Yaşananlar, alışılmış ezberlerle açıklanamayacak kadar derin ve çok katmanlı bir sürece işaret ediyor. Özellikle ABD ile İngiltere arasındaki stratejik uyumsuzluk artık perde arkasında kalmıyor; her geçen gün daha fazla hissediliyor.
İran’a bakarken tam da bu noktayı doğru okumak gerekiyor. İran’ı yalnızca kendi iç dinamikleriyle değerlendirmek, büyük resmi kaçırmak anlamına geliyor. Küresel aktörler arasındaki güç mücadelesi görülmeden “İran meselesi” anlaşılamıyor.
“İran deyip geçilebilir mi?”
Kesinlikle hayır!..
Tarihe dönüp bakıldığında, İran’ı yapay biçimde Pehlevi Hanedanı’na teslim eden İngiliz aklı ile bugün yaşananlar arasında dikkat çekici benzerlikler görülüyor. Tarihsel arka plan dikkatle okunduğunda tablo netleşiyor. İran’ı Pehlevilere emanet eden zihniyet yeniden sahneye çıkıyor. Başbakan Musaddık’ı görevden uzaklaştıran, ardından ev hapsine mahkûm eden sistemin gerekçeleri bugün de kendini hissettiriyor. "İran İslam Devrimi"ne giden süreçte sokaktaki taleplerle, günümüzdeki sokak hareketleri birlikte okunduğunda pek çok soru kendiliğinden cevap buluyor.
Musaddık neden devrildi?
Cevap açık: İran petrollerini millîleştirme kararı, onun siyasi sonunu........
