menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İmamın dediği ve yaptığı meselesi

164 0
latest

"Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” atasözümüzü ilk söyleyen her kimdiyse nur içinde yatsın.

Ve baştan söyleyeyim, bu yazının son günlerin moda tartışmalarıyla hiç ilgisi yok.

Biliyorsunuz birisi, birilerini rüşvet yemek için çete kurmakla suçlarken bir iddiaya göre kendisi deveyi hamuduyla götürmüş diye söylentiler var.

Bu yazı, bu tartışmaya bir çimdik atmak için yazılmadı, bunu peşinen söyleyeyim de kimse üstüne alınmasın.

Her neyse, “ele verir talkını, kendi yutar salkımı” sözünün ilk söylendiği tarihte atalarımız da başkalarının ataları da “ventromedial prefrontal korteks” diye bir şeyin varlığından haberdar değildiler.

Doğrusunu isterseniz Yale Üniversitesi’nden Dr. Perry Wilson’un biz garibanlar da bilimsel haberleri okuyabilsinler, şömine başında eş dostla sohbet edip konyaklarını içerlerken ukalalık yapabilsinler diye yazdığı makaleyi okuyana kadar benim de haberim yoktu.

Beynimizin ön taraflarında bir yeri tarif etmek için kullanılıyor bu “şey”.

Aslına bakarsanız “şey” demem de doğru değil, bu beynimizin ön tarafında yer alan bir bölgenin bilimsel adı.

Dr. Wilson, makalesinde CellReports isimli bilimsel dergide yayımlanan bir araştırmanın sonuçlarına atıf yapıyor.

“Araştırmacı gazeteci” damarım kabardığı için üşenmedim bu makaleyi de okumaya çalıştım.

“Çalıştım” diyorum, laf olsun diye değil; gerçekten anlamak için çok çabalamam gerekti.

Ama endişe etmeyin, sizi yormayacağım, özetlemeyi başardım sanıyorum.

Çinli 13 bilim insanının ortak makalesini ne kadar anladın derseniz şunu söyleyebilirim: “İmamın dediğini yap, yaptığını yapma” atasözü de meğerse bilimsel olarak doğruymuş.

Ahlaki tutarsızlığı yüksek olan bireyler, karar alma anlarında başkalarını yargılarken sahip oldukları ahlaki ilkelerin daha az farkında oluyorlar.

Araştırma gösteriyor ki bireylerin ahlaki yargıları ile davranışları arasında kesin bir tutarsızlık var.

İş kendimize gelince yan çiziyoruz

Kâr güdüsü, davranışlarımız üzerinde daha etkili olurken dürüstlük sadece ahlaki yargılarımızda ağırlık taşıyor.

Sözün özü “ahlaki tutarsızlık” yaşıyoruz.

Başkalarını yargılarken son derece dürüstüz ama sıra kendi davranışlarımızı o ahlaki standartlara getirmeye gelince yan çiziyoruz.

“Çinli bilim insanlarının” diye yazıya devam edecekken şeytan dürttü: Niye “bilim adamı” diyemiyorum da “bilim insanı” diyorum diye.

Nedenini biliyoruz: Feminist öfkeden çekiniyorum.

Eskiden “bilim adamı” diyorduk çünkü kadınların da bireyler olarak “adam” sayılmasının doğru olmadığını bilmiyorduk.

Tanrıya şükürler olsun ki feminizm hepimizi uyandırdı, bir farkındalık yarattı.

Ucunda gerçek para olan bir oyun

Ancak yine de “bilim insanı” tanımını kullanırken içim rahat değil; insanlardan başka bilimle uğraşan bir canlı türü yok çünkü.

Belki de “bilimci” demek daha doğru olurdu, “scientist” kelimesinin dümdüz karşılığı olarak. Hem de cinsiyet ifade etmiyor, hünsa bir kelime.

Ancak benim naçiz görüşümün bir değeri kendime göre olsa da artık yerleşmiş kalıbı kullanıyorum; bilim insanı diye!

Keşke Türkçe uzmanları bir araya gelip düzgün bir kelime önerseler bu amaçla kullanmak için.

Ortaya böyle bir tartışma konusu bıraktıktan sonra sadede gelecek olursam; Çinli bilimciler, bu araştırma için sağ elini kullanan, 58 sağlıklı yetişkini denek olarak kullandılar.

Makalede kaçının erkek, kaçının kadın olduğu ile ilgili bir bilgi yoktu.

Yani bu araştırmanın sonucuna bakarak kadınlar daha ahlaklı, erkekler ahlaksız filan gibi çıkarımlar yapmaya olanak yok.

Denekler, beyin aktivitelerini izleyebilmek için bir MR tarayıcısına bağlandılar.

Deneye katılanlara gerçek para karşılığında bir partner ile oyun oynayacakları söylenmişti.

Basit bir oyun: Katılımcılar bir kartın üzerindeki sayıyı görebiliyorlardı ancak oyun partnerleri bu sayıyı son derece bulanık olarak görme imkanına sahiplerdi.

Bulanık gören partnerin sayıyı doğru tahmin etmesini sağlayabilirse hem denek hem de partneri para kazanabilecekti.

Sayıyı düzgün gören denek, oyun eşinin sayıyı daha yüksek söylemesini sağlayabilirse daha yüksek bir gelir elde edebilecekti ancak bu durumda yüksek sayı tahmin eden denek para kazanamayacaktı.

“İhanet” işte böyle durumlarda ortaya çıkıyor zaten.

Deneyin “dürüst seçeneği” eşlerin az da olsa para kazanabilmelerine olanak veriyordu.

Karşısındakini aldatabilen daha yüksek bir gelir elde edecekti, nitekim öyle de oldu.

Ancak dikkat çeken şuydu ki yalanın boyutu büyüdükçe, oyun eşlerini o kadar az kandırmak istediler.

Diyelim ki rakam 35. Partnerlerini “45” demeye ikna etmek için yalan söylerlerken, “95” demeye ikna etmek için daha fazla yalan söylemeye eğilimli değildiler.

“Küçük yalanlar” daha ahlaki geliyordu belli ki.

Grup daha sonra üçe ayrıldı. Aynı oyun oynanırken bir grup sadece gözlemci olarak deneyi izledi. Bunlar her seferinde karşısındakini kandırmanın çok ahlaksız bir tutum olduğu konusunda hemfikirdiler! Ancak aynı oyunu kendileri oynarken bu ahlaki standart akıllarına bile gelmemişti.

Araştırmacılar bununla yetinmediler.

Ahlaksız arzunun beyindeki kaynağı

Deneklerin, oyun eşlerini aldatırlarken davranışlarının hiç de ahlaki olmadığının farkında olup olmadıklarını ölçtüler. Yoksa ahlaksız olduklarının farkındaydılar ama kazanç için bunu görmezden mi geliyorlardı?

İşte o meşum gerçek bu deneyde ortaya çıktı:

Kazanç arttıkça beyinlerinin “ventromedial prefrontal korteks” bölümleri daha çok tepki veriyordu.

Beynin bu bölgesi ne kadar aktifse ahlaksız arzu o kadar artıyordu.

Beynin “temporal pariental kavşağı” ve “inferior pariental lobülü” yalan miktarı azaldıkça daha aktif oluyordu.

Tabii şimdi “bundan sonra bütün politikacıları böyle bir denemeden geçirelim” gibi bir şey söylemeyeceğimi tahmin ediyorsunuzdur.

Çünkü bu durum sadece politikacılar için değil biz tüm faniler için de geçerli olabilir.

Kazanç hırsı, ahlaki değerlerimizi görmezden gelmemize ya da “bir süre için ertelememize” neden olabilir.

İnsanlar, ahlaki ya da resmi kuralları başkası çiğnediğinde fark etmeye daha çok eğilimli.

Ama iş kendilerini bu kurallarla bağlı hissetmeye gelince, kuralları ucundan kenarından tırtıklamaya bayılıyorlar.

Oksijen'den alınmıştır.


© T24