menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Bizden” değilsen, çok ahlaksızsın!

33 0
latest

Aranıza nifak tohumları ekmek, sizi tam karşınızda oturan kişiye karşı tahrik etmek istemem ama bu köşede “gerçeği, sadece gerçeği, bütün gerçeği” yazmaya gayret ediyorum.

Gayret ediyorum dedim çünkü bu iş bizim memlekette o kadar kolay değil.

Kolay değil çünkü bunu yaptığınızda “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamasına muhatap olabilirsiniz.

Kanun 2022’de çıkarıldı ki yabancı ajanlar gerçek olmayan haberleri yayarak psikolojik savaş filan yürütmesinler.

O günden beri 4 bin 590 kişi hakkında bu nedenle soruşturma açıldı.

Düşünün memleketin halini!

“Etki ajanı” bu kadar çok olan bir ülke nasıl hâlâ ayakta durabiliyor diye sormayın ama.

Aslında sayı bundan da fazla. Ancak istatistiklerde göremiyoruz.

Çünkü buna eklenen başka suçlar da icat ediliyor: Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, Cumhurbaşkanına hakaret filan gibi

Onun için sırf bu kanun nedeniyle kaç gazeteci hapse girdi, tam sayı elimizde yok maalesef.

Bizim memlekette bu tür kanunlar “elverişli kanunlar” sınıfına girer.

Her dönemin kendine göre elverişli kanunu vardır.

Eskiden TCK 141-142 vardı, sonra TCK 301 aynı amaçla kullanıldı. Şimdi de bu kanun çok işe yarıyor.

Mesela gazeteci İsmail Arı, Sayıştay raporlarında tespit edilen bir bilgiyi yaydığı için tutuklu!

Her neyse, yani burada halkı yanıltıcı bilgi yaymıyoruz ve daha da önemlisi halkı kin ve düşmanlığa da tahrik etmiyoruz.

Gerçi halkımız bu açıdan hayli “müteharrik” sayılabilir!

Arapçadan dilimize geçen “müteharrik” kelimesi “kendi kendine hareket eden” anlamına geliyor ki modern teknoloji jargonundaki “otonom” kelimesinin de karşılığı.

Ben biraz anlamını çarpıtıyorum; “tahrik olmuş, tahrik edilmiş” anlamında kullanıyorum ki memleketimiz ahalisi tam olarak böyle!

Ve öfkesine kolayca yenilenleri kurtarabilmek için “hafifletici neden” de sayılıyor!

Karşınızdaki, sizin için ne düşünüyor?

Mesela stadyumda sahaya inip futbolcu dövmeye kalkışan holiganı savunurken işe yarıyor: Futbolcu gole çok sevindi, seyirciyi tahrik etti!

Bir de “haksız tahrik altında” cinayet işleyenler var ki genellikle kadın öldüren erkekleri hafif cezalarla kurtarmaya yarayan bir tahrik türü bu.

Onun için yazıya başlarken uyardım; tahriklere kapılmayın!

Ama gerçeği, sadece gerçeği ve bütün gerçeği duymaya da hazır olun: Şu anda tam karşınızda oturan kişi, yüzünüze karşı söylemiyor olabilir ama sizin çok kötü bir insan olduğunuzu düşünüyor!

Pew Araştırma, merkezi ABD’nin Washington kentinde olan bir düşünce kuruluşu.

Toplumsal sorunlar ve olaylar, dini inançlar, medya içerikleri ve demografik değişiklikler üzerine kapsamlı anketler ve incelemeler yapıyor.

“Gerçeğin demokrasiyi beslediği” ilkesiyle hareket ettiğini söyleyen, sağcı ya da solcu diye tanımlanamayacak bir kuruluş bu.

Bu alanda liderlik Amerikalılarda

Cennet vatanımızda halkımız, yüzde 51’imizin iyi insanlar olduğunu, yüzde 49’umuzun ahlaken düşük karakterli, kötü insanlar olduğunu düşünüyor.

Bu konuda elimize su dökecek tek millet Amerikalılar.

Onlar, yüzde 53’lerinin kötü olduğu kanısındalar ve bu alanda dünyada liderliği ellerinde tutuyorlar.

Brezilya bizden sonra geliyor; onlar da yüzde 51’lerinin iyi olduğunu düşünüyorlar ama kötüler konusunda bizden daha iyiler: Yüzde 47.

Bu konuda en iyi ülke Kanada.

Amerikalıların, Kanadalıların “sıkıcı” insanlar olduğunu düşünmelerinin nedeni belki de budur.

Kanadalılar, içlerindeki kötü insan oranının ancak yüzde 7 olduğunu düşünüyorlar.

Araştırma 25 ülkede yapılmış, Pew’in internet sitesinden Spring 2025 Global Attitudes Survey araştırmasına ulaşabilir, diğer ülkelerin durumunu da görebilirsiniz.

Araştırma raporu, çalışmanın yapıldığı ülkelerin yarısından fazlasında “partizanlık eğilimi” gözlendiğini belirtiyor.

Katılımcıların, tercih ettikleri siyasi parti iktidarda değilse, vatandaşlarının çoğunluğunun ahlaksız olduğunu düşündükleri ortaya çıkıyor.

Türkiye’deki durumu açıklayan bir yorum bu.

“Göbeğini kaşıyan adam, bidon kafa” gibi tanımlamaların nedeni de bu, çünkü insanlar kendi oy tercihlerinin en doğru olduğuna inanıyorlar ve bu “doğruyu” seçmeyenin bunu ancak ahlaki düşüklük nedeniyle yapabileceğini düşünüyorlar.

Bunun sonucu olarak her ahlaki sorun siyasallaşıyor.

Birbirleriyle sürekli çatışma halinde olan, diğerini şeytanlaştıran iki siyasi blok var ve kendinizi hangi siyasi gruba yakın hissediyorsanız karşınızdakinin iyi insan olmadığını düşünme eğilimi içindesiniz.

Siyasi liderlerin birbirlerine sert çıkışları, sosyal medya algoritmaları ve sosyal medyanın kendi doğası “çevremizin kötü insanlarla dolu olduğuna” yönelik inancı körüklüyor.

Bunun çok sağlıklı bir durum olmadığını söylememe bilmiyorum gerek var mı?

Bunun bir diğer sonucu da toplumun tümünün, hadi tümünün değilse bile çok önemli bölümünün ortak bir ahlak anlayışına sahip olmaması olarak ortaya çıkıyor.

Bu da “gerçek ahlaksızların” işine yarıyor doğal olarak.

“Bizden” ve “onlardan” ayrımıyla yapılan değerlendirmeler, bu tür insanların işine yarıyor. Birisinin “bizden” olması o kadar önemli ki bu, onun bütün davranışlarını olumlamamız sonucunu doğuruyor.

Bu da mesela hırsızlar, rüşvetçiler için muazzam bir koruma kalkanı yaratıyor.

“Bizdense ne yapsa yeridir” deyip geçiyoruz.

Onun için de bu memleket, her taşın altında bir satılmış, her kapının arkasında bir vatan haini olduğunu düşündüğümüz bir ülke haline geliyor.

Kendimden örnek vereyim: Yaptığım iş nedeniyle övgüye de hakarete de çok açığım.

Eskiden hakaret mektuplarına, mesajlarına sinirlenirdim artık sinirlenmiyorum, alıştım.

Yazdıklarımı beğenmeyenler bunu yapma nedenimin “birilerinden” çıkar sağlamak olduğuna inanıyorlar.

Onlara göre ben düşündüklerimi değil, bana emredileni yazıyorum, bundan çıkar elde ediyorum.

Medeniyetten uzak kabileyle benzerlik

Şunu hep merak etmişimdir: Fikrini açıklayan insanların bunu birilerine satıldıkları için yaptıklarını düşünenler, acaba “Ben o köşede yazsaydım, bunu cebimi doldurmak için kullanırdım” diye mi akıllarından geçirirler?

Antropolog Ruth Benedict’in Doğu Yeni Gine’deki araştırmalarından daha önce de size söz etmiştim.

Benedict, bu araştırmaları sırasında Dobu kabilesini keşfetmişti. O tarihe kadar medeniyetten uzak, izole bir yaşam süren “Yeni Gine Dobuları” için kuşkuculuk en önde giden duygudur, başlarına gelen talihsizliklerin nedeni “kötü niyetli insanlar”dır.

Dobu ülkesinde hastalıkların nedeni kötü büyüdür. Büyüyü yapan en yakınınızdaki kişi bile olabilir: Eşiniz, çocuklarınız, en yakın arkadaşlarınız.

Dobuların temel ahlak görüşü bir kurban seçmek ve olanca kötülüğü onun üzerine yıkmaktan ibarettir.

Benedict’in tespitiyle “Dobularda kuşkuculuk, paranoya derecesine ulaşır”.

Aramızda binlerce kilometre mesafe ve dev bir okyanus olmasa Dobular ile akraba olduğumuzdan kuşkulanırdım.

Oksijen'den alınmıştır.


© T24