Latin Amerika'da 2025 yılında neler oldu?
Diğer
15 Ocak 2026
2019 yılından bu yana Latin Amerika için sene sonlarında yıllık bilanço kaleme alıyorum. Her ülkeyi tek tek değerlendirmeden genel trendi vermeye çalışıyorum. Öte yandan, önde gelen ülkelere, seçimlere mutlaka değiniyorum. Bu seneki bilançoya maalesef Trump hâkim olacak gibi: Beklenildiği üzere 2025 yılı boyunca yasa dışı göç ve uyuşturucu konularında Latin Amerika ülkelerine baskı yapmayı sürdürdü. Özel bir düşmanlık beslediği Venezuela liderini de resmî konutundan kaçırarak ABD’ye götürmesi bardağı taşıran son damla oldu; her iki isim de bu askerî müdahale üzerinden tarihe geçtiler. Yıl içinde yapılan bir anketin sonuçlarına göre bölgenin en popüler lideri Nayib Bukele, en antipatiği ise Maduro. Geçen yılki bilançoda “Çin'in bölgedeki stratejik yatırımlarından ve artan ticaretinden rahatsız olan Trump’ın Latin Amerika'da daha faal olması bekleniyor” yazmışım. Beni yanıltmadı ancak faal olmanın çok ötesine geçti Trump hazretleri.
Trump, ikinci kez seçilirken yasa dışı göç ve uyuşturucu sorunlarını çözme sözü verdi. Geçtiğimiz yıl kolluk kuvvetlerini kullanmak suretiyle binlerce “yasa dışı” göçmeni uçaklara doldurup Latin Amerika ülkelerine ve Afrika başkentlerine yolladı. Göçmenlerini geri almayan ülkeleri gümrük tarifelerini artırmakla tehdit etti. Bir kısmını da El Salvador’un meşhur mega hapishanesine (CECOT) yerleştirdi. Venezuela'ya yönelik abluka ve baskıyı da Maduro yönetiminin ABD’ye uyuşturucu yolladığı tezi üzerine kurdu. Tutuklanan cumhurbaşkanı hâlen New York mahkemesinde uyuşturucu işlerinden yargılanıyor.
Trump, ikinci döneminin ilk yılında iki asır öncesine ait Monroe Doktrini’ni de canlandırdı. Özetle, Amerika kıtası (Batı Yarımküre) benim arka bahçemdir, diğer ülkeler buraya karışmasın, siyasi ve iktisadi açılardan fazla ileri gitmesinler mesajını verdi. Özellikle Karakas'a yönelik cüretkâr ve şaşırtıcı saldırı sonrasında Rusya'nın ve Çin'in bölge ülkeleriyle ilişkilerini düzenlerken iki kere düşüneceklerini varsaymak gerekir. Rusya'nın Latin Amerika'da, Venezuela'daki cüzi mevcudiyeti dışında bir ağırlığı bulunmuyor. Çin’in durumu ise tamamen farklı. Son 10-15 yıldır bölgedeki yatırımları ve artan dış ticaret hacmiyle ABD'yi ikinci plana itmiş durumda. Latin Amerika'nın yaptığı ithalatta Çin genelde birinci sırada, seyrek olarak ikinci sırada. İhracatta da muhakkak başlarda (1 ila 3-4). Bölgeden ihraç edilen tarım ürünlerinin birinci alıcısı yıllardır Çin; madenlerde de öyle. Bölge ile Çin arasındaki dış ticaret hacmi yarım trilyon dolar seviyesinde. Trump’ın yatırım ve ticaret açısından Latin Amerika'ya iyice yerleşen Çin'i yerinden etmesi hayli zor. Çin sermayesi çabuk geliyor ve fazla “şart şurt” koşmuyor; dolayısıyla tercih ediliyor. ABD sermayesinin Çin ile baş etmesi kolay değil. Telekomünikasyon, madencilik ve ulaştırma altyapısı alanlarında Çinliler hayli yol almış durumda.
Trump’ın ikinci döneminde yaptığı farklı bir şey daha var. Bölgede yapılan seçimlere fiilen müdahale etmeye başladı. Desteklediği siyasi liderler lehine beyanatlar vermekten çekinmedi; başka deyişle bölgenin iç politika alanına müdahil oldu ve netice aldı. Arjantin’de Meclis ara seçimlerinde fikirdaşı Javier Milei, Şili başkanlık seçimlerinde diktatör Pinochet hayranı José Antonio Kast, Honduras başkanlık seçimlerinde aşırı sağcı Nasry Asfura lehinde demeçler vererek seçmenleri etkilemeye ve “adamlarını” seçtirmeye muvaffak oldu. Brezilya'da ise darbe suçundan yargılanan önceki cumhurbaşkanı Bolsonaro aleyhindeki suçlamaların düşürülmesini talep etti. Davaya bakan Yüksek Mahkeme yargıcı aleyhinde yaptırım kararı aldırdı, Brezilya'nın ihracat ürünleri için gümrük tarifelerini artırmak suretiyle yüksek yargıya müdahale etti. Ancak başarılı olamadı. Yılların politikacısı Lula da Silva, gerilimi düşürerek ve diyalog yoluyla Trump’ı ikna etti. Panama Kanalı’nın bir Hong Kong firması tarafından işletilmesinin hem ABD hem de bölge açısından ulusal güvenlik sorunu teşkil ettiğini duyurdu. Tehdit kokan bu mesajı alan Panama yönetimi gecikmeksizin Çin ile arasına mesafe koymak üzere gerekli adımları attı.
2025 yılına seçimler ve ideolojiler açısından baktığımızda bölgede solun gerilediğini, muhafazakâr-liberal partilerin ardı ardına zaferler kazandıklarını görüyoruz. Bir zamanlar neredeyse baştan aşağıya kırmızıya boyanan (Pink Tide) Latin Amerika'da artık sağcı düşünceye rağbet var, hatta aşırı sağa. Bu vesileyle şu hususu dikkatinize getireyim: Makul liberal sağın mahzuru yok, ama rağbetin aşırı sağa kayması endişe verici. Avrupa ülkelerinde aşırı sağ nasıl yükseliyorsa benzer şekilde Batı Yarımküre’de de yükseliyor. Trump’ın iki kez seçilmesinin Latin Amerika ülkelerindeki sağ partilerin başarı grafiğinin yukarılara taşınmasında rol oynadığı muhakkak. 2025 yılında Ekvador, Bolivya, Şili ve Honduras’ta seçimleri sağcı liderler kazandı. Arjantin’de Meclis ara seçimlerinde aşırı sağcı Javier Milei'in partisi başarılı oldu. Bu başarı muhtemelen Javier Milei’ye ikinci dönem cumhurbaşkanlığının kapısını aralayacak. Bu sene Kosta Rika ve Peru'da muhafazakâr liderlerin seçimleri kazanmaları bekleniyor. Benzer şekilde Kolombiya’da sosyalist cumhurbaşkanı Gustavo Petro yerini sağcı lidere bırakabilir. Brezilya'da Lula da Silva'nın koltuğunu muhtemelen muhafaza edeceği kanısındayım.
Yeni Trump politikalarının gelişmeleri belirlediği Latin Amerika'nın genel tablosunu ortaya koyduktan sonra dikkatleri üzerine toplayan başlıca ülkelere; Meksika, Küba, Venezuela ile Haiti'ye birlikte göz atalım, Brezilya, Kolombiya ve Şili seçimlerine kısaca değinelim.
ABD’nin güney komşusu Meksika diken üzerindeki ülke konumunda. Trump, Meksika'da üretilen uyuşturucunun ABD vatandaşlarını zehirlediğini ileri sürerek uyuşturucu kartellerine karşı ortak operasyonlar düzenlenmesi için baskı yapıyor. Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum ise Trump’ı sinirlendirmeden bu girişimleri önlüyor. Dünyada Trump’ı en makul tarzda kim idare ediyor diye sorarsanız cevabım net: Sheinbaum'dur. Herkesin malumu, Meksika'nın en büyük derdi uyuşturucu........
