menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakkari'nin Marifan köyünde ölmediler ama köklerinden sökülüp atıldılar!

37 1
10.01.2026

Diğer

10 Ocak 2026

GÜNLÜĞÜMÜN SAYFALARI ARASINDAN - 5

Hakkari'den Ayşe'nin yaşadıklarını
dinliyorum, gözlerim doluyor.

Gece vakti günlüğümün sayfaları arasında
dolaşıyorum yaşlı hatıralarla...

İstanbul, 11 Mart 2006.

Hakkâri’den Ayşe...
O, bahara hasret, oğluna hasret.
Baharın dağa gidip pancar toplayacak,
pancarı satacak, biriktirdiği parayla
oğlunu zindanda ziyaret edecek.
Hakkâri’den geliyorum.
Bizim orada kış bu yıl amansızdı.
İnsan boyu kar yağdı.
Ayşeler’in çatısına çığ düştü.
Ayşe bahara hasret.
Ayşe’nin hasreti hem bahara,
hem oğluna...
Baharın dağa gidip pancar toplayacak.
Pancarı Hakkâri’de satacak.
Biriktirdiği parayla oğlunu
zindanda ziyaret edecek.
Hakkâri’de bu yıl çok kar yağdı, insan boyu...
Hakkâri’de belki de kimse baharı
Ayşe kadar özlememiştir.
Aklıma Ayşe’yi buraya getirmek geldi.
Hasretini ondan duyun istedim.
Ama olmadı.
Çünkü Ayşe Türkçe bilmiyor.
Hakkâri’den çıksa da gideceği yer
İstanbul olmaz.
Oğluna gider, dört duvar arasında
tam 15 yıldır mahkûm oğluna...
Ayşe’yi getiremedim
ama onun hikâyesinden
bir parça getirdim size.
Bir de resmini....

Çoğu akranı gibi Ayşe,
ne Türkçe biliyor,
ne de doğum gününü.
Ne okul gördü Ayşe, ne de oyun.
Çocukken işi anasına yardım etmekti.
Odun toplamaktı dağlardan.
Evdeyken bebeler,
kardeşleri hep sırtındaydı.
Hele en kıymetli erkek kardeşi Xelife’yi
az mı taşımıştı?
12 yaşında bir çocukken,
babası tarafından,
babası yaşında biriyle
gerdeğe sokuldu...
Çalı çırpıdan çardağın ortasında
yere serili kilimin üzerinde
yeni sahibiyle buluştu Ayşe.
Aciz sahibiyle...
16 yıl mapusluktan sonra ‘nîvruh’
yani ‘yarı canlı, yarı ölü’
çıkmıştı kocası.
Hastaydı, halsizdi.
Yeri muhtemelen hastaneydi,
ama ona derman diye Ayşe’yi verdiler.
Ayşe ona çocukluğunu, gençliğini verdi,
yine de kurtulamadı onun öfkesinden.
Zindanda biriktirdiği öfkesinin
şamar kadınıydı Ayşe.
Kesintiye uğramış,
yaşanmamış gençliğinin acısını
Ayşe’den çıkarıyordu.
Gücü Ayşe’ye yetiyordu.
Ölünceye kadar Ayşe tıraş etti
kocasının solgun yüzünü.
Ayşe yıkadı mapusane malulü kocasının
pörsümeye yüz tutan bedenini.
Çeşmeden taşıdığı, ocakta ısıttığı suyla.
Ta ki son kez yıkanıp
toprağa verilinceye kadar.
Geriye dönüp baktığında
kocasını suçlamıyor; zavallı buluyor.
Kocasından sonra evlenmedi Ayşe...
Yedi çocuğuna baktı.
Erkeklerden çektiği yetmişti.

Ama erkekler Ayşe’ye
acı vermeye devam ettiler.
Mahkûmlar” diyor Ayşe,
onlar aldılar ömrümü...
Hüznümün, acımın sebebi zindanlar...
Bu ülkenin büyüklüğünü,
gezdiği cezaevlerinden öğrendi Ayşe...
Önce kardeşi Xelife yattı
beş buçuk yıl Sivas zindanında...
Yirmisindeydi, üç yaşındaki oğlu Sait’ten
ve Emine’den kopardılar.
Sonra da Resul’ün zindanları ile
şehirleri tanıdı Ayşe...
Diyarbakır, Antep, Bursa, Elbistan ve Bitlis...
Ne çok zindanı vardı ülkenin!
Zindanların kasveti
daha bir daralttı yorgun,
yaralı yüreğini.
Yürek, gelin bohçası değil.
Ortaya saçacağın, herkese gösterebileceğin
bir bohça değil yürek,” diyor Ayşe.
Yine de bana yüreğini açtı.
Ayşe’nin gözdesi Resul.
Yıllar sonra bayramdan bayrama
görebildiği oğlu.
Resul eve aş getirmek için gitti,
diyor Ayşe:

“Koyunları güdüyordu,
daha küçük bir çobandı,
koyunları severdi,
en çok da kuzuları.
Okula gidemedi,
koyunları gütmek için...
Dağları avcunun içi gibi bilirdi.
En iyi otlakları daha küçükken öğrendi.
Derken kendilerine ‘Karker’ [PKK gerillaları]
denilenler gelmeye başladılar,
Resul onlara azığını verirdi...
Bir gün azığını dertop edip verdim.
Sürüyü önüne katıp dağa gitti.
Ondan beridir de kendisine
özgürce dokunamadım.
Kayboldu Resul.
Her yerde aradım...
Korktum...
nce öldü sandım.
Sonra izini buldum.
Sevindim yaşıyordu,
‘Asker,’ dediler,
‘ama o daha çocuk,’ dedim.
Dinletemedim.
Sorma, dediler...
Özgürlük, dediler.
‘Ama Resul daha çok küçük, bilmez,’
dedim. Bir daha haber
gelmedi ondan,
ne gördüm ne kokladım Resul’umu...
Sonra, iki yıl sonra, haber geldi.
Baze’de korucular vurmuş,
öldü deyip bırakmışlar önce...
Resul yaralı, bir çalının arkasına gizlenmiş.
Sonrasında mı?
Korucular, “Bir terörist yakalandı,” diye
müjdelemişler devlete.
Şimdi zindanda Resul...

Yaşıyor diye sevinmişti,
şükretmişti Ayşe ama ya mahpusluk?
15 yıl...

Hiç yaşamadı Resul, hiç görmedi.
Ne bir berivanın elini tutabildi,
ne de berivanlara kavalıyla ilanıaşk edebildi.
İki büklüm, kambur bir adam Resul.
Açlık grevlerinden eriyen
bir mapus Resul.
Yarım bile olamayan yitik bir yaşam...
Yine de şanslı, diyor Ayşe,
sağ hiç değilse.
Keşke kardeşim de
onun gibi sağ olsaydı da
20 yıl zindanda olsaydı.
Bahardı, 1994’ün baharı.
Dört kişiydiler.
Üçü içeri girdi,
biri dışarda etrafı gözetliyordu.
Girenler Kalaşnikoflarının namlularını
Ayşe’nin kardeşine, Xelife’ye doğrulttular.
Yer sofrasında namlularla yüz yüze geldi.
Kalk, bizimle geleceksin!
Kurutulmuş domatesli........

© T24