Play Toker Challenge
Para iyi bir şey, emeğin hakkını karşıladığı sürece. Emekten başka şeyleri karşılamaya başlayınca iş bozuluyor. Tabii, “hırsızlık da emek ister, vasat bir müzisyeni dünya markası yapmak da” diyerek şeytanın avukatını oynayabiliriz. Ancak hakkaniyetin nerede başlayıp nerede bittiğini takdir etmek için kalp gözüyle şöyle bir bakmak yeter.
Küçükken babama sormuştum, “İşçi de çalışıyor, fabrikatör de çalışıyor. Neden fabrikatör işçiden daha zengin?” diye. Çok basit ve net açıklamıştı: “Her insanın ortaya koyabildiği emek sınırlıdır. Patron, bir sürü işçi çalıştırıp, hepsinin emeğinin hakkından azar azar çaldığı için zengindir.” Öyle ya, herkesin emeği kadar kazandığı bir dünyada yaşasak, böylesi gelir eşitsizlikleri olmazdı! Daha çok kazanmanın tek yolu daha çok çalışmak olsa güzel olmaz mıydı? Oysa bugünün dünyasında kolay yollardan, emeksiz kazanma fikri utanmadan, marifetmiş gibi sunuluyor. “Zengin Baba Yoksul Baba” kitabını duymuşsunuzdur.
Neyse, konuyu müziğe bağlamazsam editörüm kızar:) Müzik eğitiminden bahsedelim mi bugün?
Müzik eğitimi çok değerli bir şeydir. Ona ulaşmak da sürdürmek de emek ister, para ister. Tabii, devlet konservatuvarları parasızdır. Ama herkes konservatuvara giremez. Herkes profesyonel müzisyen olmak zorunda değil. Profesyonel olarak yetişmenin tek yolu da konservatuvar değil; hele ki eğitim sisteminin giderek içinin boşaltıldığı ülkemizde.
Özel ders almak da bir yoldur; iyi bir öğretmeniniz olursa ve derste öğretmenin verdikleriyle yetinmeyip meraklı, araştırmacı ve çalışkan olursanız bir konservatuvarlıyı bile sollayabilirsiniz.
Ben hiçbir zaman bir okulda öğretmenlik yapmadım, yapmak istemedim. Not verme fikrini sevmiyorum. Kendi........
